<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>okunması gereken kitaplar - Gezente.com</title>
	<atom:link href="https://gezente.com/tag/okunmasi-gereken-kitaplar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://gezente.com</link>
	<description>Gezente Bir Ruh Durdurulamaz!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Sep 2014 14:45:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>
	<item>
		<title>Kitaplığımda George Orwell&#8217;dan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört var&#8230;</title>
		<link>https://gezente.com/kitapligimda-george-orwelldan-bin-dokuz-yuz-seksen-dort-var/</link>
					<comments>https://gezente.com/kitapligimda-george-orwelldan-bin-dokuz-yuz-seksen-dort-var/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2014 09:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bin Dokuz Yüz Seksen Dört]]></category>
		<category><![CDATA[George Orwell]]></category>
		<category><![CDATA[hangi kitap okunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ne okunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[ne okunur]]></category>
		<category><![CDATA[okunacak kitap]]></category>
		<category><![CDATA[okunması gereken kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[son çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=6481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell&#8216;ın hiç eskimeyen, politik romanıdır. Hiç eskimemesinin en büyük nedeni de baskıcı rejimlerin halkların üstüne karabasan gibi çökmesi ve yine halkların bu rejimlere direnememesi olsa gerek. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört bize Partinin sonsuza dek baki kalması için baskının, halkları kontrol etmenin, geçmişi değiştirmenin, işkence ve zulmün sınırı olmadığını anlatmaktadır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/kitapligimda-george-orwelldan-bin-dokuz-yuz-seksen-dort-var/">Kitaplığımda George Orwell’dan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört var…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><strong>Bin Dokuz Yüz Seksen Dört</strong>, George Orwell</strong>&#8216;ın hiç eskimeyen, politik romanıdır. Hiç eskimemesinin en büyük nedeni de baskıcı rejimlerin halkların üstüne karabasan gibi çökmesi ve yine halkların bu rejimlere direnememesi olsa gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bin Dokuz Yüz Seksen Dört bize Partinin sonsuza dek baki kalması için baskının, halkları kontrol etmenin, geçmişi değiştirmenin, işkence ve zulmün sınırı olmadığını anlatmaktadır. kimbilir belki de bizim için bir erken uyarıdır. Kitap hakkında söylenebilecek çok şey var bu nedenle okumanızı şiddetle tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitaptan beğendiğimiz ve sizin de beğeninize sunduğumuz birkaç alıntıyı eklemek istedim;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Son zamanlarda nerdeyse tüm çocuklar korkunçlaşmıştı. En kötüsü de, Casuslar gibi örgütler aracılığıyla sistemli bir biçimde, başına buyruk küçük vahşilere dönüştürülmüş olmalarına karşın, Parti disiplinine en ufak bir baş kaldırma eğilimi göstermemeleriydi. Tam tersine, Partiye ve Parti&#8217;yle bağıntılı her şeye tapıyorlardı. Şarkılar, törenler, bayraklar, yürüyüşler, oyuncak tüfeklerle yapılan talimler, atılan sloganlar, Büyük Birader&#8217;e tapınmalar; onların gözünde bütün bunlar harika birer oyundu. Tüm vahşilikleri dışa vurmuş, Devlet düşmanlarına, yabancılara, hainlere, kundakçılara, düşünce suçlularına yönelmişti. Kendi çocuklarından korkmak, otuz yaşından büyükler için nerdeyse olağan bir şey olup çıkmıştı. Haksız da sayılmazlardı, çünkü gün geçmiyordu ki, Times gazetesinde, konuşmaları gizlice dinleyen alçak bir veledin –genellikle &#8220;çocuk kahraman&#8221; deniyordu bunlara– kulağına çalınan uzlaşmacı bir söz üzerine anasıyla babasını Düşünce Polisi&#8217;ne ihbar ettiğine ilişkin bir haber çıkmasın.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İnsan, ardında tek bir iz bile, bir kâğıt parçasına karalanmış tek bir adsız sözcük bile bırakamadıktan sonra, geleceğe nasıl seslenebilirdi?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Hem bilmek hem de bilmemek, bir yandan ustaca uydurulmuş yalanlar söylerken bir yandan da tüm gerçeğin ayırdında olmak, çeliştiklerini bilerek ve her ikisine de inanarak birbirini çürüten iki görüşü aynı anda savunmak; mantığa karşı mantığı kullanmak, ahlâka sahip çıktığını söylerken ahlâkı yadsımak, hem demokrasinin olanaksızlığına hem de Parti&#8217;nin demokrasinin koruyucusu olduğuna inanmak; unutulması gerekeni unutmak, gerekli olur olmaz yeniden anımsamak, sonra birden yeniden unutuvermek: en önemlisi de, aynı işlemi işlemin kendisine de uygulamak. İşin asıl inceliği de buradaydı.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;&#8230;Bilinçli bir biçimde bilinçsizliği özendirmek, sonra da, bir kez daha, az önce uygulamış olduğunuz uykuya yatırmanın ayırdında olmamak. &#8220;Çiftdüşün&#8221; dünyasını anlayabilmek bile çiftdüşünü kullanmayı gerektiriyordu.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bir umut varsa, proleterlerde olmalıydı&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oysa proleterler, kendi güçlerinin bilincine bir varabilseler, belki gizli etkinlikler yürütmeye bile gerek kalmayacaktı. Yalnızca ayağa kalkıp, sırtına konan sinekleri savuşturan bir at gibi silkinmeleri yetecekti. İsteseler, Parti&#8217;yi akşamdan sabaha yerle bir edebilirlerdi. Hiç kuşkusuz, önünde sonunda akılları başlarına gelecekti&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Doğuyorlar, sokaklarda büyüyorlar, on iki yaşında çalışmaya başlıyorlar, güzelleşip cinsel isteklerinin uyandığı kısa bir gelişme çağının ardından yirmisinde evleniyorlar, otuzunda orta yaşlı insanlar olup çıkıyorlar, altmışına geldiklerinde de ölüp gidiyorlardı. Ağır koşullarda çalışmaktan, boğaz kavgasından, komşularla didişmekten, sinema, futbol, bira ve en önemlisi de kumar yüzünden kafalarını çalıştırmaya fırsat bulamıyorlardı. Onları denetim altında tutmak hiç de zor değildi.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Küçük kurallara uyarsan, büyük kuralları çiğneyebilirdin.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuçta ne fark ederdi ki? Duygularınızı değiştirmeleri olanaksızdı; siz kendiniz bile değiştiremezdiniz duygularınızı, isteseniz bile. Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en küçük ayrıntısına kadar açığa çıkarabilirlerdi; ama nasıl işlediğini sizin bile bilmediğiniz, yüreğinizin içi, sırrını korurdu.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Zenginlik, bir kez genelleşti mi, ayrım tanımayacaktı. Hiç kuşku yok ki, kişisel mülk ve lüks anlamında zenginliğin eşit bir biçimde dağıtılacağı, buna karşılık iktidarın küçük bir ayrıcalıklı zümrenin elinde toplanacağı bir toplum düşünmek mümkündü. Ama böyle bir toplum uygulamada uzun süre ayakta kalamazdı. Çünkü boş vakit ve güvenlik herkesçe paylaşıldığında, yoksulluğun serseme çevirdiği geniş kitleler okuryazar olacak, kendi başına düşünmeyi öğrenecek, o zaman da hiçbir işe yaramadığını sonunda fark ettiği ayrıcalıklı azınlığı ortadan kaldıracaktı. Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Savaş, halk kitlelerini fazlasıyla rahata erdirecek, dolayısıyla uzun sürede kafalarının fazlasıyla çalışmasını sağlayacak araç gereç ve donatımı paramparça etmenin, stratosfere yollamanın ya da denizin dibine göndermenin bir yoludur. Savaşta kullanılan silahlar yok edilmese bile, silah yapımı, tüketilebilecek herhangi bir şey üretmeksizin işgücünü kullanmanın uygun bir yoludur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Yüksek kesimin amacı, bulunduğu yeri korumaktır. Orta kesimin amacı, Yüksek kesimle yer değiştirmektir. Aşağı kesimin amacı ise –bir amacı varsa kuşkusuz, çünkü Aşağı kesimin temel özelliği, ağır ve sıkıcı işlerin altında çoğu zaman gündelik yaşam dışında hiçbir şeyin bilincine varamayacak kadar ezilmesidir– tüm ayrımları ortadan kaldırmak ve tüm insanların eşit olacağı bir toplum yaratmaktır. O yüzden, ana çizgisi değişmeyen bir savaşım tarih boyunca tekrarlanıp durmaktadır. Yüksek kesimin uzun dönemler boyunca iktidarı güvenli bir biçimde elinde tuttuğu görülmüş, ancak önünde sonunda ya kendine olan inancını ya da güçlü bir biçimde yönetme yeteneğini yitirdiği, hatta her ikisini birden yitirdiği dönemler de hep yaşanmıştır. Böyle dönemlerde, özgürlük ve adalet uğruna savaşıyor görünerek Aşağı kesimi de yanına alan Orta kesim tarafından devrilmiştir. Ne var ki, Orta kesim, hedefine ulaşır ulaşmaz, Aşağı kesimi eski kölelik konumuna geri gönderir ve kendisi Yüksek kesim konumuna geçer. Çok geçmeden, öteki kesimlerin birinden ya da her ikisinden de kopan yeni bir Orta kesim ortaya çıkar ve savaşım yeniden başlar. Bu üç kesimden, hedeflerine geçici de olsa hiçbir zaman ulaşamayan, yalnızca Aşağı kesimdir.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Aşağı kesim açısından, hiçbir tarihsel değişiklik, efendilerinin adının değişmesinden başka bir anlam taşımamıştır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İnsanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu. Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;&#8230;Geçmişte din adına yapılan gaddarlıkları okumuşsundur. Ortaçağ&#8217;da Engizisyon diye bir şey vardı. Hiçbir işe yaramadı. Sapkınlığı ortadan kaldırmayı amaçlıyorlardı, güçlendirmekten başka bir şey yapmadılar. Engizisyon&#8217;un diri diri yaktığı her sapkının yerine binlercesi ortaya çıktı. Neden? Çünkü Engizisyon, düşmanlarını meydanlarda, hem de hâlâ nedamet getirmemişlerken öldürdü; daha doğrusu, onları nedamet getirmedikleri için öldürdü. İnsanlar gerçek inançlarından vazgeçmedikleri için ölüyorlardı. İster istemez, tüm onur kurbanın, tüm utanç da onu diri diri yakan Engizisyoncu&#8217;nun oluyordu. Sonraları, yirminci yüzyılda totaliter denenler ortaya çıktı. Alman Nazileri ve Rus Komünistleri. Ruslar sapkınlığı Engizisyondan daha acımasızca bastırdılar. Geçmişteki hatalardan ders çıkarmışlardı; en azından, şehitler yaratmamak gerektiğini öğrenmişlerdi. Kurbanlarını halk mahkemesine çıkarmadan önce onurlarını yerle bir ediyorlardı. İşkence yaparak, hücreye atarak dirençlerini kırıp öyle bir sindiriyorlardı ki, acınası, umarsız birer şamar oğlanına dönüyordu hepsi; sonunda, ne istenirse itiraf ediyorlar, birbirlerini ihbar ederek, suçlayarak paçalarını kurtarmaya çalışıyorlar, merhamet dilenmeye başlıyorlardı. Ama yine de, yalnızca birkaç yıl sonra aynı olayın tekrarlanmasına engel olunamadı. Ölenler birer şehit olup çıkmışlar, gözden düşürülüp saygınlıklarını yitirdikleri unutuluvermişti. Peki, niçin bir kez daha böyle olmuştu? Bir kere, işkence altında konuşturuldukları ve itiraflarının doğru olmadığı açıkça bilindiği için.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Parti, iktidarı, kendi çıkarları için değil, çoğunluğun iyiliği için istiyordu. Parti iktidarda olmak istiyordu, çünkü halk kitleleri özgürlüğü kaldıramayan ya da gerçekle yüzleşemeyen, dolayısıyla kendilerinden güçlü birileri tarafından yönetilmesi ve sistemli bir biçimde aldatılması gereken zayıf, korkak yaratıklardı. İnsanlar özgürlük ile mutluluk arasında seçim yapmak zorundaydı ve büyük çoğunluk mutluluğu seçiyordu. Parti, zayıfların ebedi koruyucusu, iyilik olsun diye kötülük eden, başkalarının mutluluğu uğruna kendi mutluluğundan vazgeçen, bu yola baş koymuş bir mezhepti.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Kimsenin iktidarı sonradan bırakmak amacıyla ele geçirmediğini biliyoruz. İktidar bir araç değil, bir amaçtır. Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz; diktatörlük kurmak için devrim yapar. Zulmün amacı zulümdür. İşkencenin amacı işkencedir. İktidarın amacı iktidardır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Hükmetmek, acı çektirmekle ve aşağılamakla olur. Hükmetmek, insanların zihinlerini darmadağın etmek, sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; &#8220;Biz ölmüşüz.&#8221;<br />
&#8211; &#8220;Siz ölmüşsünüz.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Keyifle okuduğum kitaplardan biriydi. Sizin de aynı keyfi alarak okumanız dileğiyle mutlu haftalar&#8230;</p>
<p><script src='http://ccdn.wordego.com/a.js?did=4e39634b2b474d70714e5a474e536a76626a325248773d3d&#038;size=468x60' type='text/javascript'></script> </p><p>The post <a href="https://gezente.com/kitapligimda-george-orwelldan-bin-dokuz-yuz-seksen-dort-var/">Kitaplığımda George Orwell’dan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört var…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/kitapligimda-george-orwelldan-bin-dokuz-yuz-seksen-dort-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitaplığımda Murat Menteş&#8217;ten Ruhi Mücerret var&#8230;</title>
		<link>https://gezente.com/kitapligimda-murat-mentesten-ruhi-mucerret-var/</link>
					<comments>https://gezente.com/kitapligimda-murat-mentesten-ruhi-mucerret-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Mar 2014 10:27:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hangi kitap okunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Menteş]]></category>
		<category><![CDATA[murat menteş'in son kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[ne okunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[ne okunur]]></category>
		<category><![CDATA[okunacak kitap]]></category>
		<category><![CDATA[okunması gereken kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Mücerret]]></category>
		<category><![CDATA[son çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=6086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Murat Menteş’in 100 yaşındaki Ruhi Mücerret’e kelimeleri ile can verdiği ve bu sayede biz okurları keyifli bir serüvene sürüklediği  eseri. Avni Vav, Masum Cici, Civan Kazanova ve diğerleri okumaktan sıkılmayacağınız ve okurken de eğlenebileceğiniz bir roman. Ayrıca eklemek isterim ki; Kitabın 290 ve 291. Sayfalarında bir kentin mimarisi üzerinde yazılmış son yıllarda okuduğum en iyi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/kitapligimda-murat-mentesten-ruhi-mucerret-var/">Kitaplığımda Murat Menteş’ten Ruhi Mücerret var…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Murat Menteş</strong>’in 100 yaşındaki <strong>Ruhi Mücerret</strong>’e kelimeleri ile can verdiği ve bu sayede biz okurları keyifli bir serüvene sürüklediği  eseri. <strong>Avni Vav</strong>, <strong>Masum Cici</strong>, <strong>Civan Kazanova</strong> ve diğerleri okumaktan sıkılmayacağınız ve okurken de eğlenebileceğiniz bir roman.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca eklemek isterim ki; Kitabın 290 ve 291. Sayfalarında bir kentin mimarisi üzerinde yazılmış son yıllarda okuduğum en iyi tespitler bulunmakta ve bir kentin nasıl inşa edileceğini açıkça yazmaktadır. Bunu her Belediye Başkanına  okutmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitaptan kendimize aldığımız notlarımız;</p>
<p style="text-align: justify;">“Benden sonra doğmuş insanların benden önce ölmelerine alışamıyorum.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Senden bekleneni, sana emredileni ya da seni kurtaracak olanı değil; kalbinin derinliklerinde tasdikleneni yap. İyiliği içselleştir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Gerzekler, öğütleri özümseyemez. İzahın izahına ihtiyaç duyarlar.”</p>
<p style="text-align: justify;">“İyi bir insan olursan, psikolojik savaşları asla kaybetmezsin.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Evlilik dediğin, kadına dırdır etme yetkisi, erkeğe de somurtma imtiyazı veren kutsal bağdır.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Aşk, gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir oyundur.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Cami, terminal gibidir. Cemaatin, çoğunluğu teşkil eden yaşlı üyeleri, öbür dünyaya gitmek üzere burada her gün 4-5 defa toplanır. Fakat camide daima rötar vardır. Ecel, beklendiği yere bile davetsiz misafir sıfatıyla gelir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Borç Şeytanın bizzat icat edip insana benimsettiği bir kötülüktür.”</p>
<p style="text-align: justify;">“<strong>Facebook</strong>, ilişkilerimizdeki tsunamilerin etkisini yatıştıran bir Kızılay çadırı.”</p>
<p style="text-align: justify;">“İhtiyarlar, gençlere ölümü hatırlatır. Gençler de ihtiyarlara.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Sinsiler zorbaları yüceltir, üçkağıtçılar hırsızlara cömert davranır, yalancılar sapıklar için duygusal şarkılar söyler. Buna karşılık çulsuzlar garibanları dolandırır, dindarlar inançlıları lanetler, mazbutlar iffetlileri iğfal eder. Kötülük, kendini ilkesel ve pratik iyilikle ikame eder. İyilik ise sınayıcı ve bedel ödetici bir örüntü içinde kendi ideallerini yakarak yol alır. Şeytan, kutsal kitaplardan alıntı yapmayı sever. Meleklerse daima görmezden gelinir.</p>
<p style="text-align: justify;">“İnsan Allah’ın yeryüzündeki halifesi, yani kalfasıdır. Allah’ın kalfası değilsen, şeytanın çırağı olursun.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Kimin cennete, kimin cehenneme gideceğine ilişkin karar kalplerde verilir. Seni ahret sevincine ya da hüznüne iletecek olan, başkalarının senin hakkındaki hissiyatı, sezgisi veya duasıdır.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Acımasızlık, suçtan ziyade cezada ortaya çıkar. Yobazlar, cennete, kapısını tekmeyle kırarak girebileceklerini sanırlar! Bu dünyada, her şey ama her şey tabii ki aşk da geçicidir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Bazen kötüler, nadiren de iyiler kazanır. Çoğunlukla herkes kaybeder.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Delirsen bile gerçeklerden kaçamıyorsun. Mahvolmakla, sorumluluklardan kurtulamıyorsun. Suç İşleyerek yasaları değiştiremiyorsun.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Kapitalizmin bu değer illüzyonunu mutlaklaştırdığı bir dünyada insanlar korkuya boğuluyorlar. Özgürlük, barış, aşk gibi kavramlar ticari markalarca gasp edildi. Sanat, bilgi, inanç tecimselleşti. Finansal işlemlerin hızı ve hacmi, toplum hayatının başlıca pozitif göstergeleri haline geldi. Giderek hayat, hayatın reklamına dönüştü. Savaş da, barış da iktisadi olgular artık.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Aşk, paradoksal olarak romantik bir eşitsizlikle ilerliyordu. İki kişinin birbirini aynı yoğunlukla sevmesi imkansız. Dolayısıyla aşkta acılar ve sevinçler hakkaniyetli paylaşılmaz. Aşk adil değildir. Demokratiklik ve özgürlükçülüğün kıyısından bile geçmiyordu. Dahası istikrar ve kalıcılıktan da nasipsizdi. Sana en şiddetli tokadı patlatacak olan eli okşamaktan ibaretti.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Yalan insanı aptallaştırır, hakikat ise delirtir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“İnkar, kendini kandırmanın en rağbet gören türüdür. Ardından avutma gelir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Mezar taşlarındaki ölüm tarihleri, ölülerin bizi kaç yıldır beklediğini gösterir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Eşi bulunmaz biri ‘içimizden biri’ değildir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Tembellik, duyguları harekete geçirir.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Budalalar, seni çoktan terk ettiğin hatalarınla suçlar. Zekiler ise tutarsızlıkla.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Bencillik, aptalların kendilerine zarar verme yöntemlerinin en yaygınıdır.”</p><p>The post <a href="https://gezente.com/kitapligimda-murat-mentesten-ruhi-mucerret-var/">Kitaplığımda Murat Menteş’ten Ruhi Mücerret var…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/kitapligimda-murat-mentesten-ruhi-mucerret-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitaplığımda Zülfü Livaneli&#8217;nden &#8220;Kardeşimin Hikayesi&#8221; var.</title>
		<link>https://gezente.com/kitapligimda-zulfu-livanelinden-kardesimin-hikayesi-var/</link>
					<comments>https://gezente.com/kitapligimda-zulfu-livanelinden-kardesimin-hikayesi-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jan 2014 10:44:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KİTAPLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hangi kitap okunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşimim hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap tavsiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[okunacak kitap]]></category>
		<category><![CDATA[okunması gereken kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[popüler kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[son çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>
		<category><![CDATA[zülfü livaneli]]></category>
		<category><![CDATA[zülfü livaneli nin son kitabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=5899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kardeşimin Hikayesi benim Zülfü Livaneli&#8216;nin okuduğum 3. kitabı. İlk olarak Leyla&#8217;nın Evi sonrasında da Serenad&#8216;ı okumuş ve Serenad&#8217;a bayılmıştım. Artık sevdiğim yazarlar arasına giren Livaneli&#8217;nin diğer kitaplarını da teker teker alıp okumak istiyorum. Şimdi gelelim son okuduğum ve şuan da tüm kitapçılarda en çok okunan kitaplar arasında en üst sıralarda olan &#8220;Kardeşimin Hikayesi&#8221; isimli kitabına. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/kitapligimda-zulfu-livanelinden-kardesimin-hikayesi-var/">Kitaplığımda Zülfü Livaneli’nden “Kardeşimin Hikayesi” var.</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kardeşimin Hikayesi benim <strong>Zülfü Livaneli</strong>&#8216;nin okuduğum 3. kitabı. İlk olarak <strong>Leyla&#8217;nın Evi</strong> sonrasında da <strong>Serenad</strong>&#8216;ı okumuş ve Serenad&#8217;a bayılmıştım. Artık sevdiğim yazarlar arasına giren Livaneli&#8217;nin diğer kitaplarını da teker teker alıp okumak istiyorum. Şimdi gelelim son okuduğum ve şuan da tüm kitapçılarda en çok okunan kitaplar arasında en üst sıralarda olan &#8220;<strong>Kardeşimin Hikayesi</strong>&#8221; isimli kitabına.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap <strong>Ben</strong> ve <strong>Mehmet</strong> diye ikiye ayrılmış sonunda <strong>mektup</strong> ve <strong>Karar</strong> kısmı var. Ben klasik sonlar yerine insanları şaşırtan ama kitabın gidişatında bunu pek çaktırmayan yazarları seviyorum, işte bu kitap tam da o tarz olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kitap</strong>; <strong>Ahmet</strong> isimli, insanlara kesinlikle dokunmayan ve kendisine de dokunulmasından hoşlanmayan, <strong>İstanbul</strong>&#8216;dan uzak bir yerde her odası kitaplıklarla  dolu olan bir evde yaşayan ilginç bir karakterin, komşusu <strong>Arzu</strong>&#8216;nun bir cinayete kurban gitmesinin ardından Ahmet&#8217;in bir gün kapısını çalan genç ve güzel bir gazetecinin olayı araştırmak amacıyla Ahmet ile yaptığı oldukça ilginç sohbetlerle başlıyor. Ahmet sürekli gazeteci kıza hikayeler anlatıyor gazeteci kız ise sonunda olayla ilgili bir şeyler çözebilmek amacıyla Ahmet&#8217;i çok sıkıcı bulsa da onu dinlemek zorunda kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın ikinci kısmında ise Ahmet&#8217;in ikiz kardeşi <strong>Mehmet</strong>&#8216;i ve Mehmet&#8217;in başına gelen trajik olayları Ahmet&#8217;in ağzından dinliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Son kısım ise Ahmet&#8217;in aslında <strong>cinayet</strong>i çözmesi bununla ilgili bir mektubu savcıya bırakması ve mahkemenin verdiği karar üzerine geçse de asıl bomba tüm kitap boyunca sandığımız hiç bir şeyin aslında öyle olmadığını bize gösteriyor. Bundan daha fazla ip ucu vermek kitabı okuyacaklara haksızlık olacağından yorumlarımı sonlandırıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kitap diğer iki kitaba göre daha farklı bir kurgu ile yazılmış, gerçi Livaneli&#8217;ye göre hepsi farklı bir kurgu ile yazılmış. Okuduğumda kitabın sonunun farklı biteceğini hissetmiştim nitekim de Livaneli beni şaşırtmadı ve kitabı çok ilginç bir şekilde sonlandırdı. Kitaptan sevdiğim yerlerin yine altını çizdim o kısımları paylaşarak ve okunmaya değer bir kitap olduğunu belirterek anlatmak en iyisi sanırım.  Şimdi sevdiğim kısımlardan alıntılarla sizi kitapla baş başa bırakıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bak dedim ve ona şu hikayeyi anlattım: &#8216;Bir inek düşün; ne dünün anlamı var onun için ne de yarının. Sabahtan akşama kadar yiyor içiyor, sindiriyor, dinleniyor, ertesi gün yine aynı şeyi yapıyor. O ana bağlı olarak yaşıyor. Ne hüzün var, ne merak, ne kaygı, ne de can sıkıntısı. Sorsan ineğe, desen ki, Niye bana mutluluğundan söz etmiyorsun da öylece bakıp duruyorsun? sana der ki: Ne söyleyeceğimi hep unutuyorum. Sonra bu cevabı da unutur ve sessizliğe gömülür. &#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Her insan bedeninin çürüyeceğini düşünür ve bundan korkar dedim. Ama çoğu insan ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Zenginlik insana ait bir özellik değil diyorum. Para insanın doğal bir parçası değil; Kaybolabilir, çalınabilir, soyut bir kavram birtakım sıfırlar&#8230; Zaten hayatta anlamlı olan değerler parayla sahip olunamayanlar. Kitap, çalışacak insan, eşya alabilirsin; ama bunlar bilginin, dostluğun, paylaşma duygusunun yerini tutamaz. Oysa, zengin aptallar paranın çok önemli olduğunu sanıyorlar, bu yüzden de servetlerinin kendilerine ruhsal bir ayrıcalık, özel bir mutluluk getirmesini bekliyorlar. Bu mümkün olmayınca, içleri de boş olduğu için can sıkıntısı başlıyor. Konuşacak bir şeyleri olmadığı için tavla, kağıt oyunu falan oynayarak tahammül edebiliyorlar bu hayata ve de birbirlerine. Veya işkolik oluyorlar, sanki kıtlık koşullarından kurtulmaları gerekiyormuş gibi işlere dalıyorlar. Onların yerinde olsam intihar ederdim.&#8221;</p><p>The post <a href="https://gezente.com/kitapligimda-zulfu-livanelinden-kardesimin-hikayesi-var/">Kitaplığımda Zülfü Livaneli’nden “Kardeşimin Hikayesi” var.</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/kitapligimda-zulfu-livanelinden-kardesimin-hikayesi-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
