<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GAP - Gezente.com</title>
	<atom:link href="https://gezente.com/category/yurt-ici/gap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://gezente.com</link>
	<description>Gezente Bir Ruh Durdurulamaz!</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Jan 2020 10:13:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.5</generator>
	<item>
		<title>Antakya&#8217;da Künefe keyfi&#8230;</title>
		<link>https://gezente.com/kilis-antakya/</link>
					<comments>https://gezente.com/kilis-antakya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 09:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ANTAKYA]]></category>
		<category><![CDATA[GAP]]></category>
		<category><![CDATA[YURT İÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu’da yapılan ilk camii]]></category>
		<category><![CDATA[antakya]]></category>
		<category><![CDATA[antakya künefesi]]></category>
		<category><![CDATA[antakya yemekleri]]></category>
		<category><![CDATA[antakyada ne yenir]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın ilk mağara kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Habibi Neccar Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Harbiye şelaleleri]]></category>
		<category><![CDATA[ipek kozacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[ipek kozası atölyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[kilis]]></category>
		<category><![CDATA[künefe nerede yenir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Protestan Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Saint Pierre kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[taş atölyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[taş işçişiği]]></category>
		<category><![CDATA[yesemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=1854</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turun son sabahında gözlerimizi Gaziantep şehrinde açtıktan sonra yine bavul indirme seremonisi yaşıyoruz. Sabah kahvaltı sonrası son kez bavulları otobüse teslim ediyoruz. Tur boyunca yaşadığımız en büyük sorunlardan biri akşam sabah bavullarla uğraşmaktı. Akşamdan eşyalarınızı toplarsanız sabah zaman darlığında daha çok uyuma imkanı bulabilirsiniz. Bugün ilk uğrak noktamız Kilis&#8216;in Yesemek ilçesi. Yesemek taş atölyesinde, taş [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/kilis-antakya/">Antakya’da Künefe keyfi…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Turun son sabahında gözlerimizi <strong>Gaziantep</strong> şehrinde açtıktan sonra yine bavul indirme seremonisi yaşıyoruz. Sabah kahvaltı sonrası son kez bavulları otobüse teslim ediyoruz. Tur boyunca yaşadığımız en büyük sorunlardan biri akşam sabah bavullarla uğraşmaktı. Akşamdan eşyalarınızı toplarsanız sabah zaman darlığında daha çok uyuma imkanı bulabilirsiniz. Bugün ilk uğrak noktamız <strong>Kilis</strong>&#8216;in <strong>Yesemek</strong> ilçesi. Yesemek taş atölyesinde, taş işçiliği yapılıyormuş. Yaklaşık olarak M.Ö 1250 ile M.Ö 8.yy arasında en az 5-6 yüzyıl süreyle burada üretim yapıldığı düşünülüyormuş. Muhtemelen farklı şehirlerden gelen siparişler üzerine büyük taş blokları kesiliyor istenilen model taslakları oluşturuluyor heykeller yada siparişi verilen şeyler bazen kabataslak hazırlanıp götürüldüğü yerde işçiliği tamamlanıyor bazen de atölyede işleniyor. Atölyeden geriye birçok kabataslak işlenmiş heykel bulunmakta. Yapılan kazı çalışmaları sonucunda heykeller yeryüzüne çıkartılmış yeniden konumlandırılmış, çevre düzenlemesi yapılmış, envanteri çıkarılmış ve daha sonra halkın gezip görebileceği açık hava müzesi haline getirilmiş. Açık hava müzesini gezerken karşı dağlardan Suriye sınırı bizi selamlıyor. Bu noktada sınıra oldukça yaklaşmış bulunuyoruz. Yaşlı bir amca ve kızı yanımıza geliyor ve ellerinde taş atölyelerindeki çalışmaları anlatan kitapçıklardan satıyorlar. Bir tane alıyoruz ileride burayı unutmamak adına. Fotoğraf çekimlerini tamamladıktan sonra otobüse biniyoruz ve <strong>Antakya</strong>&#8216; ya hareket ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle öğle yemeği almak için bir restorana gidiyoruz. Burada bize ayrılmış masalar var. Servis hemen başlıyor ve önümüze birçok seçenek çıkartılıyor. Yöresel yemeklerden tadıyoruz. En sonunda da merakla beklediğimiz peynirli künefe geliyor. Künefe beklediğim kadar güzel çıkıyor sıcak ve içinde uzayan peyniri ile tam damak tadıma göre. İsterseniz buradan künefe alıp evinizde onların tarif ettikleri şekilde yapabiliyorsunuz da. Ama yerinde yemek en güzeli diye düşünüyorum. Yemek molası ardından yola devam ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Antakya</strong>&#8216;da ilk olarak ziyaret edeceğimiz yerlerden biri <strong>Harbiye şelaleleri</strong>. Burada <strong>Daphne</strong> ile <strong>Apollo</strong>’nun hikayesini dinliyoruz. Daphne erkeklerden nefret eden ve yalnız yaşamaya yemin etmiş çok güzel bir genç kızdır. Apollon bir gün onu dolaşırken görür ve aşık olur ama Daphne Apollo&#8217;nun aşkına karşılık vermek yerine ondan korkar ve kaçmaya başlar. Apollon peşini bırakmamakta ve arkasından gelmektedir. Genç kız o kadar korkmuştur ki yorulduğunda ağlamaya ve Toprak Ana&#8217; ya yalvarmaya başlar. &#8221; Toprak Ana ne olur beni ört, beni sakla &#8221; der. Bunun üzerine Daphne&#8217;nin bedeni kabuklaşmaya başlar kolları ağaç dallarına , güzel kokulu saçları ise ağaç yapraklarına dönüşür. Apollon bunu görünce çok üzülür ama aşkından vazgeçemez. O ağaç defne ağacı olmuştur ve Apollon defne yapraklarından başına taç yapar ve her zaman onu başının üzerinde taşır. Apollon&#8217;un bütün heykellerinde başındaki tacı buradan gelir. Oldukça hüzünlü olan platonik aşk hikayesini dinlerken o topraklara bakıp Daphne&#8217;nin kaçtığını hayal edebiliyorsunuz.  Şimdilerde bölgede defne yağı, defne sabunu yapılmakta. Ayrıca bölgede ipek işlemeciliği de yapılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Serbest zaman veriliyor ve öncelikle ipek atölyelerinden birine gidip henüz kozadan çıkmamış hallerini, bembeyaz boş kozaları ve işlenmiş ipliğe dönüşmüş hallerini görüyoruz. Atölyede, usta isteğim üzerine kırmıyor ve nasıl dokunduğunu da gösteriyor. Alışverişi tamamladıktan sonra şelaleleri görmeye gidiyoruz. Serbest olduğumuzdan istediğim gibi dolaşıyorum. Şelalelerin etrafı restoranlarla çevrilmiş ama her yerden su akıyor ve her taraftan su sesi geliyor. Bütün restoranlarda en güzel yer bizimki tarzında yazılar yazıyor. Bir ormanın içinde gibiyiz etrafımız çeşit çeşit ağaçlarla kaplı, genellikle restoranlar mangal yapılan ya da orada sipariş verdiğin bir şeyi pişirip getiren yerler. Biz çay içmek için kendimize manzaralı bir yer aramak maksadıyla dolaşıyoruz aslında hepsi birbirinden güzel. Bu bahaneyle etrafıda turlamış oluyoruz. Kuş cıvıltıları arasında serin bir havada minik şelaleler arasında kendimize bir mekan bulup oturuyoruz bir süre keyif yapıyoruz. O kadar huzurlu bir yer ki ve o kadar yorulmuşuz ki oturduğumda kalkasım gelmiyor. Son olarak hediyelik eşya satan yol üzerindeki tezgahlardan kendime bir şeyler satın alıyorum. O kadar farklı şeyler varki; kolyeler, bileklikler, kilimler, yastıklar, işlemeli örtüler, tahtadan yapılmış mutfak gereçleri aklıma gelmeyen birçok şey satılıyor. Fiyatlarda makul düzeyde, herkes bütçesine göre ufak tefek şeyler satın alabilir. Şelaleleri ardımızda bırakıp Antakya arkeoloji müzesine gidiyoruz. Burada Gaziantep’teki kadar olmasa da mozaikler mevcut. Müzelerde tarihimizin ve birçok ulusun tarihini aynı anda yaşıyoruz.</p>
<div id="attachment_1474" style="width: 625px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Saint-Pierre-Kilisesi.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-1474" class="wp-image-1474 size-large" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Saint-Pierre-Kilisesi-1024x680.jpg" alt="Saint Pierre Kilisesi" width="615" height="408" srcset="https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Saint-Pierre-Kilisesi-1024x680.jpg 1024w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Saint-Pierre-Kilisesi-300x199.jpg 300w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Saint-Pierre-Kilisesi-451x300.jpg 451w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Saint-Pierre-Kilisesi.jpg 1280w" sizes="(max-width: 615px) 100vw, 615px" /></a><p id="caption-attachment-1474" class="wp-caption-text">Saint Pierre Kilisesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Müze gezisi ardından Hıristiyan tarihinin en eski kiliselerinden biri olan <strong>Saint Pierre kilisesi</strong>ni görmeye gidiyoruz. Saint Pierre hz İsa&#8217;nın12 havarisinden birinin adı. <strong>Dünyanın ilk mağara kilisesi</strong> olup, Hıristiyanlığın Katolik, Ortodoks ve Protestan olarak mezheplere ayrılmadan önceki ilk kilisesi olduğu kabul ediliyormuş. Eskiden burada gizlice toplanırmış Hıristiyanlar, hatta Hıristiyan ismi de burada yapılan toplantılarda verilmiş. Kilisenin içinden gizli bir geçit dağa açılıyor ani baskınlarda kaçmak için kullanıldığı düşünülüyormuş. Pencere üzerindeki işlemeler dış duvarlarında taş üzerine yapılan işlemeler oldukça güzel. Kilisenin bir kısmında bir çeşme ve çok küçük bir küvet var burada vaftiz ediliyorlarmış. Doğal bir mağara olduğu düşünülürse oldukça güzel kilise olduğunu söyleyebilirim içerideki ışık çok güzel pencerelerden sızan güneş ışığının yarattığı mistik hava sizi tarihin derinlerine sürüklüyor sanki. Burada çok güzel fotoğraflar çekiyorum. Yeniden otobüslere binip gezinin son duraklarına doğru yol alıyoruz.</p>
<div id="attachment_1465" style="width: 625px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Habibi-neccar-Cami.jpg"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-1465" class="wp-image-1465 size-large" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Habibi-neccar-Cami-1024x680.jpg" alt="Habibi neccar Cami" width="615" height="408" srcset="https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Habibi-neccar-Cami-1024x680.jpg 1024w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Habibi-neccar-Cami-300x199.jpg 300w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Habibi-neccar-Cami-451x300.jpg 451w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Habibi-neccar-Cami.jpg 1280w" sizes="(max-width: 615px) 100vw, 615px" /></a><p id="caption-attachment-1465" class="wp-caption-text">Dünyanın ilk mağara kilisesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Şehir merkezinde <strong>Anadolu’da yapılan ilk camii </strong>olarak bilinen<strong> Habibi Neccar Camii</strong> yi görmeye gidiyoruz. Buranın ilginç bir özelliği var caminin çok yakınında <strong>Katolik Kilisesi, Ortodoks Kilisesi, Protestan Kilisesi</strong> var. Farklı dinler bir arada, çan sesleri ve ezan sesleri iç içe yıllardır sakince varlıklarını sürdürüyorlar. Camii Roma dönemine ait bir pagan tapınağının üzerine inşa edilmiş ve avlusunda 19 yy ait bir şadırvan bulunuyor, etrafında ise medreseleri var. Caminin avlusunda dolaşıp fotoğraf çekerken yanımıza yaşlı bir amca yaklaşıyor ve gelir gelmez bizi soru yağmuruna tutuyor. Nereden geldiğimizi nereye gittiğimizi soruyor İstanbul lafını duyunca askerliği orda yaptığını söylüyor ve anılarını anlatmaya koyuluyor. Elinde birkaç küçük kağıt parçası tutuyor kağıtları bize de gösteriyor. Farklı dillerde yazılmış yazılarda, kendini tanıtıyor yakınlarda bir evi olduğunu ve isterse müze gibi evini gezdirebileceğini yazmış. Bize de aynı teklifi yapıyor ama &#8221;vakit yok bir başka sefere &#8221; diyerek yanından ayrılıyoruz. Akşam olmak üzere saat yaklaşık 17 civarlarında otobüslere geri dönüyoruz. Burası gezimizin son durağıydı ve rotamızı Adana Şakir paşa havaalanına çeviriyoruz. Yolda <strong>Suriye</strong> sınırına oldukça yaklaşan bir noktandan geçiyoruz hemen ilerideki dağın arkası Suriye. Birbirinin kültüründen etkilenmiş sırt sırta vermiş iki ülkenin kenarından geçiyor otobüsümüz. Akşam 22.00 de kalkacak uçağımıza doğru yol alırken Sabancı camiyi uzaktan görüyoruz. Akşam oluyor ve havaalanında uçağın kalkışını bekliyoruz. Kalın çerçeveli gözlükleriyle yanımızdan oldukça tanıdık bir ünlü geçiyor. Buradan ismini paylaşmayacağım ama kendisini bol bol kadın programlarında görmek mümkün. Uçağa bindiğimizde ayaklarımın şişmiş olduğunu fark ediyorum hatta o kadar kötü durumdalar ki ertesi gün işe gidemiyorum. Çok yorulmuş olsam da çok keyifli bir yolculuk daha sonra ermek üzere, gezinin ilk başında aklıma gelen şiiri şimdi yazmak istiyorum ve büyük üstadı bir kez daha anmak istiyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.<br />
Dante gibi ortasındayız ömrün.<br />
Delikanlı çağımızdaki cevher,<br />
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,<br />
Gözünün yaşına bakmadan gider&#8230;</p><p>The post <a href="https://gezente.com/kilis-antakya/">Antakya’da Künefe keyfi…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/kilis-antakya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halfeti&#8217;de tekne gezisi, Antep&#8217;te Çingene Kız&#8230;</title>
		<link>https://gezente.com/halfeti-gaziantep/</link>
					<comments>https://gezente.com/halfeti-gaziantep/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 09:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GAP]]></category>
		<category><![CDATA[GAZİANTEP]]></category>
		<category><![CDATA[YURT İÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[antep baklavası]]></category>
		<category><![CDATA[Birecik]]></category>
		<category><![CDATA[Çingene kızı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğunun Paris' i]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep]]></category>
		<category><![CDATA[Gaziantep Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Halfeti]]></category>
		<category><![CDATA[kelaynak kuşları]]></category>
		<category><![CDATA[kuru baklava]]></category>
		<category><![CDATA[mozaik]]></category>
		<category><![CDATA[Nil Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[sedef atölyeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=1852</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabah kahvaltımızın ardından Adıyaman&#8216;dan ayrılıyoruz, Birecik&#8216;e doğru yola çıkıyoruz. Arkadaşımın durumu kötü kahvaltı yapamıyor. İlaçlarla zoraki yolculuk ediyor. Halfeti’ye ulaştığımızda burada bir tekne turu bizi bekliyor. Hava oldukça güzel tam bir bahar havası, herkes teknede yerini aldıktan sonra müzik ve çay eşliğinde çok yakında tamamen sular altında kalacak olan bölgeyi turluyoruz. 45 dakika kadar dolaştıktan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/halfeti-gaziantep/">Halfeti’de tekne gezisi, Antep’te Çingene Kız…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;" align="center">
<p style="text-align: justify;" align="center">
<p style="text-align: justify;" align="center">
<p style="text-align: justify;" align="center">
<p style="text-align: justify;" align="center">
<p style="text-align: justify;" align="center">
<p style="text-align: justify;" align="center">
<p style="text-align: justify;" align="center">Sabah kahvaltımızın ardından <strong>Adıyaman</strong>&#8216;dan ayrılıyoruz, <strong>Birecik</strong>&#8216;e doğru yola çıkıyoruz. Arkadaşımın durumu kötü kahvaltı yapamıyor. İlaçlarla zoraki yolculuk ediyor. <strong>Halfeti</strong>’ye ulaştığımızda burada bir tekne turu bizi bekliyor. Hava oldukça güzel tam bir bahar havası, herkes teknede yerini aldıktan sonra müzik ve çay eşliğinde çok yakında tamamen sular altında kalacak olan bölgeyi turluyoruz. 45 dakika kadar dolaştıktan sonra geri dönüyoruz. Birkaç hediyelik eşya satın alıyoruz ama bu noktada doğru düzgün hediyelik eşya satan bir yer yok fiyatlarda biraz pahalı gibi. Tekne turu ardından Kelaynak kuşlarını görmek için yola çıkıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;" align="center"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Halfeti.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter" title="Halfeti" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Halfeti-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nuh Peygamber</strong>in bereket sembolü olarak gemisine aldığı <strong>Kelaynak kuşları</strong> şu anda sadece <strong>Nil Nehri</strong> kıyısında ve Birecik’te yaşıyorlarmış. Parka girdiğimizde bizi bir görevli karşılıyor ve rehberin anlatımları ile kuşlar hakkında bilgi alıyoruz. Kuşların sayısı azaldığı zaman kafeslere alındıklarını ve orada üremeleri sağlanıp belli bir sayıya ulaşmadan kafeslerden çıkarılmadıklarını söylüyor. Nesli tükenmekte olan hayvanlar için oldukça ciddi önlemler alınıyormuş neredeyse elleriyle beslediklerini anlatıyor görevli bize. Her bir kuş üzerine cip yerleştirdiklerini ve böylece göç zamanı geldiğinde kuşların gittikleri rotaları belirleyebildiklerini bu sayede kuşlar hakkında oldukça geniş bilgiler edindiklerini anlatıyor. Kuşlar eğer göç bölgesinde fazla fire verip ölür ya da hastalanırsa yine kafeslere yerleştiriliyormuş. Her biri bir çocuğa bakılır gibi özenle yetiştiriliyor. Bu konuda gösterdikleri hassasiyet karşısında şaşırıyoruz. Ülkemizde bir şeylere değer verilmesine pek alışkın değiliz nede olsa. Kuşları bir süre izledikten sonra <strong>Doğunun Paris&#8217; i</strong> denen <strong>Gaziantep&#8217;</strong> i görmek için yeniden yollara koyuluyoruz.<a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Gaziantep-Kalesi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter" title="Gaziantep Kalesi" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Gaziantep-Kalesi-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Gaziantep&#8217;e vardığımızda önce öğle yemeği için bir restorana geçiyoruz. Bu arada yöresel tatlardan tattıktan sonra <strong>Gaziantep Arkeoloji Müzesi</strong>ne gidiyoruz. Müze çok güzel, mozaikler birbirinden renkli ve doğal o kadar güzel yapılmış ki o dönemdeki sanatçıların yeteneklerine hayran kalmamak mümkün değil. Ünlü mozaik<strong> Çingene kızı</strong> sanki bize göz kırpar gibi bakıyor bir süre önünde oyalanıyor sonra diğer mozaiklere bakmaya gidiyor ama gene dönüp dolaşıp Çingene kızının önüne geliyorum. O mozaikte sanki herkesten bir şeyler var anlatmak isteyipte anlatamadığı ne acaba diye düşünüyorum. Müzenin içerisinde çok fazla eser var hepsi de çok güzel, uzun bir süre içeride oyalanıyorum. Arkadaşım iyileşemediği için otele gidiyor. Gezinin kalan kısmında yalnızım, buradan <strong>sedef atölyeleri</strong>nden birine gidiyoruz bir usta, yanımızda bir sedefi makinede göz kararıyla yontarak işlenmiş hale getiriyor ve yontulmuş tahta içindeki yerine yerleştiriyor. Bunu yaparken sadece göz kararını kullanıyor bunu nasıl başardığını soruyorum. Uzun yıllar bu işte çalıştığını ve artık gözü kapalı bunu yapabileceğini söylüyor. Ustanın maharetli ellerinden çıkan birbirinden güzel sedefli eşyalara bakıyoruz, atölyede aynı zamanda satışta yapılıyor. Sandıklar, taraklar, aynalar, koltuklar.. Akla gelebilecek birçok eşya üzerinde sedef işlerini görmek mümkün hepsi de birbirinden güzel. Buradan çıkıp uzaktanda olsa Gaziantep kalesini görüyoruz ve çarşıda serbest zaman. İlk işim bakırcılar çarşına gitmek oluyor orada dolaştıktan sonra Kapalı çarşıya benzeyen çarşısını geziyorum oradan çeşitli baharatlar, kurutulmuş biberler, patlıcanlar alıyorum. Tabiki Gaziantep baklavası almadan gitmek olmaz. Bölgenin en güzel baklavalarının yapıldığı söylenen dükkana girip uzun yolda taşımaya elverişli kuru baklavadan birkaç kutu alıyorum. Kendimde orada oturup tadınabakmadan duramıyorum elbette. Kuru baklava bence mükemmel olmuş 15 günde bozulmadan saklanabiliyormuş. Mutlaka almalısınız hatta birkaç kutu alın döndüğünüzde daha fazlasını alsaydım keşke diyeceksiniz. Ben fıstıklısından alıyorum. Kuru baklavanın normal baklavadan farkı şerbet içinde yüzüyor olmayışı. Alışverişi tamamladıktan sonra güzel fakat yorucu bir gün ardından otele geri dönüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><p>The post <a href="https://gezente.com/halfeti-gaziantep/">Halfeti’de tekne gezisi, Antep’te Çingene Kız…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/halfeti-gaziantep/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nemrut Dağı&#8217;nda gün batımı&#8230;</title>
		<link>https://gezente.com/harran-nemrut-dagi/</link>
					<comments>https://gezente.com/harran-nemrut-dagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GAP]]></category>
		<category><![CDATA[NEMRUT DAĞI]]></category>
		<category><![CDATA[URFA]]></category>
		<category><![CDATA[YURT İÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[adıyaman]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk Barajı]]></category>
		<category><![CDATA[Cendere Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Harran]]></category>
		<category><![CDATA[harran ovası]]></category>
		<category><![CDATA[harran üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Karakuş tümülüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kommangene Kralı Antiochus Theos]]></category>
		<category><![CDATA[konik kubbeli ev]]></category>
		<category><![CDATA[Nemrut]]></category>
		<category><![CDATA[Nemrut Dağı]]></category>
		<category><![CDATA[Roma İmparatoru Septimus Severus]]></category>
		<category><![CDATA[şanlıurfa]]></category>
		<category><![CDATA[tümülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Urfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=1849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sabahta gözümü Şanlıurfa ilinde açıyorum. Bavul toplama merasimi bitince hızlıca kahvaltı edip Otobüse biniyorum. Gezilecek çok yer var ama akşamki Sıra gecesi eğlencesinden sonra kendimi biraz yorgun hissediyorum. Tabiki günün ilerleyen saatlerinde Adıyaman&#8217; da başımıza gelecek olanlardan habersiziz. Ama her şeyi sıra ile anlatmak lazım. İlk durağımız Harran. Anadolu’da kurulan ilk İslam üniversitesi burada [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/harran-nemrut-dagi/">Nemrut Dağı’nda gün batımı…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu sabahta gözümü<strong> Şanlıurfa</strong> ilinde açıyorum. Bavul toplama merasimi bitince hızlıca kahvaltı edip Otobüse biniyorum. Gezilecek çok yer var ama akşamki Sıra gecesi eğlencesinden sonra kendimi biraz yorgun hissediyorum. Tabiki günün ilerleyen saatlerinde Adıyaman&#8217; da başımıza gelecek olanlardan habersiziz. Ama her şeyi sıra ile anlatmak lazım. İlk durağımız Harran. Anadolu’da kurulan ilk İslam üniversitesi burada bulunuyor. Otobüsten indiğimizde bir çocuk ordusu tarafından yeniden kuşatılıyoruz. Ellerinde ne varsa satmaya çalışıyorlar özellikle de kalem. Neden kalem satmaya çalıştıklarını anlamıyorum, yazı yazmayı gerektirecek bir şey yok. Ya da kendilerince en kolay satın alabildikleri ve ucuz bulduklarından bunu tercih ettiklerini düşünüyorum. Çocuklardan biri yanıma yaklaşıp iltifat etmeye başlıyor. &#8221;Buradaki köyün ağası sana çok başlık parası verir haa diyor &#8221; gülüyoruz ama çocuk ısrarcı ablaa ablaa diye peşimden ayrılmıyor. Kendince bir başlık parası bile belirliyor benim için. Gerçi saçlarım sarı değil de kızıl olduğu için biraz tereddütte kalıyor ama ona da bir çare bulunacağını söylüyor. Açık tenli insanların az olduğunu söylüyor ağa sarışınlardan hoşlanıyormuş diye de tüyo veriyor. Oldukça gülüyoruz çocuk ikna etmekte zorlanınca o zaman bir şey satın alın diyor. Çocuklar gerçekten ısrarla para istiyor. Rehberimiz ve sabah gelirken yoldan aldığımız o yörenin rehberi kesinlikle para isteyen çocuklara acıyıp para vermeyin diyor. Hem etrafınızda toplanacak yüzlerce çocuktan kurtulamazsınız hem de buradaki aileler zaten pamuk zengini aslında paraya hiç ihtiyaçları yok sadece şartlar öyle gerektirdiği için böyle giyiniyorlar diyor. Çıplak ayakları ile peşimizden çocuk grubuna bakınca çok üzülüyorum ama onları emeksiz para kazanmaya alıştırmamak adına da para vermiyorum. Araçtan indiğimizde ovanın ortasında bulunan eski Harran üniversitesini görüyorum ama ancak  uzaktan fotoğraf çekebiliyorum çünkü kazı ve onarım çalışmaları nedeni ile bölge tel çitlerle çevrili ve girişler yasak.</p>
<div style="width: 310px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" title="Harran" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Harran-300x199.jpg" alt="Harran Üniversitesi" width="300" height="199" /><p class="wp-caption-text">Harran Üniversitesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Yolculuk sırasında ovalarda bol bol koyun görmek mümkün, sürüler halinde çimenlere yayılmış kaygısızca geçişimizi izliyorlar. Ayrıca <strong>konik kubbeli evler</strong> de hemen dikkatimi çekiyor.</p>
<div style="width: 310px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Konik-Kubbeli-Ev.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" title="Konik Kubbeli Ev" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Konik-Kubbeli-Ev-300x199.jpg" alt="Konik Kubbeli Ev" width="300" height="199" /></a><p class="wp-caption-text">Konik Kubbeli Ev</p></div>
<p style="text-align: justify;">Buradan yürüyerek konik kubbeli evlerden birini ziyaret ediyoruz. Evler hem ziyarete açık hem de yaşam aynı şekilde sürüyor. İçeri girdiğimde odalardan birinde uyuyan bir çocuk görüyorum. Yataklar var kıyafetleri asılı duruyor, günlük yaşamları devam ederken aynı zamanda bahçesine kurdukları stant üstünde çeşitli eşarplar, bölgeye has kaftanlar satıyorlar. Bahçenin hemen dışında iki tane deve varsanırım belli bir ücret karşılığı deve ile gezmek mümkün. Çok fazla zamanım olmadığı için deveyle fazla ilgilenmiyorum. Evin içinde bayanların ya da erkeklerin fotoğraf çekerken kullanmaları için yöresel kıyafetler asılı, özellikle bayanlar bunları giyerken çok eğleniyor. Bahçede asma ağaçları altında küçük birde çardak yapmışlar altında tabureler ve ufak masalar koymuşlar. Zaman olsa da şurada bir kahve içebilsek diye düşüyorum. Evin bahçesinden dışarı çıkıp diğer evlerin etrafında dolaşmaya başlıyorum. İki kız çocuğu yanıma geliyor ve kürtçe bir şeyler söylüyorlar anlamıyorum. Ellerini açtıklarında para istediklerini anlıyorum, ama gözleri paradan çok sevgi ve şefkat ister gibi bakıyor. Birisi başını okşadığında biraz ürkekçe bakıp gülümsüyor. Manzara bu açıdan bakınca biraz iç burkucu. O saatte okulda olmaları gerekirken yalın ayak sokaklarda dolaşmaları beni biraz üzüyor açıkçası. Çoğunlukla turistlerden para kazandıkları için okula gitmiyorlarmış. Yöresel rehberimiz bu konuda &#8221; burada yaşayan biri olarak çok üzgünüm ama bunu ailelere anlatmak oldukça güç &#8221; diyor. Çocuklar okul yerine çalışmaya gönderiliyormuş. İşte tamda bunları dinlerken Doğu bölgesinde olduğumu hissediyorum etrafa turist gözüyle bakmayı bırakıp yaşam koşullarını ve zorlukları düşünüyorum&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Harran ovasından ayrılırken ardımda derin düşünceler bırakıyorum. Buradan sonraki uğrak noktamız ise <strong>Hz Eyüp Peygamber Sabır mekanı.</strong> Eyüp Peygamber zamanın zenginlerinden biriymiş. Zengin ancak oldukça inançlı biriymiş etrafındaki insanlar &#8221; bu kadar zenginken ahlaklı olmak kolaydır, hele bir muhtaç kalmaya görsün her türlü kötülüğü yapar&#8221; dermiş. Bir gün Eyüp peygamberin sahip olduğu hayvanlar tek tek ölmeye başlamış, aniden bütün malvarlığını yitirmiş. O sırada bir göçük olmuş ve evi de yerle bir olmuş, bütün çocukları ölmüş bir tek karısı hayatta kalmış. Parasız pulsuz, bütün ailesini kaybetmiş biri olarak buluverince kendini, bu haline çok üzülmeye başlamış üzüntüleri sonucu vücudunun her yerinde çıbanlar çıkmış artık yürüyemez ve konuşamaz durumdayken Allah&#8217;a yalvarıp şifa dilemiş ve duyduğu vahiy üzerine ayağını yere vurmuş o esnada yerden su fışkırmış; çıkan suyu içmiş ve o suda yıkanmış&#8230; Derken bütün yaraları iyileşmiş. Kendisine sabretmeyi bildiği ve sonunda eski günlerine kavuştuğu için sabır Peygamberi deniliyormuş. Mekanda bir cami bir avlu ve avlu içinde bir mağara var. Merdivenlerden aşağı doğru inince havasız ve çok küçük bir mağara ile karşılaşıyorsunuz burada <strong>Hz Eyüp Peygamber</strong>in namaz kıldığı ve ibadet ettiği söyleniyor. O kadar küçük ki birkaç kişiden fazlası aynı anda içinde bulunamıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan çıktıktan sonranı görmek için yola devam ediyoruz. <strong>Atatürk Barajı</strong> malum Gap projesinin bir parçası.. Seyir terasında oturup etrafı seyrediyoruz. Buradan bakılınca baraj sularının maviliği çölün ortasındaki deniz hissini yaratıyor. Suyun büyük kanallarla nehirlere kavuşmasını izlemek insanı dinlendiriyor. Tepeye kocaman DSİ yazmışlar. Suyun maviliği ağaçların yeşili ile buluştuğu yerde bu manzarayı izlemeye doyum olmuyor. Bir süre burada fotoğraf çekiyoruz ama yapılacak fazlaca bir şey yok manzarayı içimize çekip hafızamızda hapsettikten sonra yola devam ediyoruz. Yolumuz uzun istikamet Adıyaman&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Adıyaman</strong>’da öğle yemeği molası veriyoruz bizim için şehirden nefret etme sebeplerimizin başlangıç noktası. Öğle yemeğini aldığımız restoranda temizlik maalesef yeterli değil yemekler tozlu tabaklarda geliyor dikkatli olmak lazım. Yemekten sonra Nemruta çıkış maratonu başlıyor bunun için önceden ayarlanmış olan minibüslere biniyoruz. Uzun bir yolculuktan sonra Karakuş tümülüsüne ulaşıyoruz. <strong>Kommangene</strong> kralı II. <strong>Mithradates</strong> tarafından annesi İsas adına yaptırılan anıt mezar, sütun üzerindeki kartaldan dolayı <strong>Karakuş Tümülüsü</strong> olarak anılıyor. <strong>Tümülüs</strong> mezarda ölen soylu kadınların mezarları bulunuyor bu noktadan bakılınca Nemrut dağını görebiliyorsunuz. Aynı zamanda kralın ölen kız kardeşinin de burada bulunduğu ve mezar taşının üzerinde &#8221; O dünyanın en güzel kadınıydı &#8221; yazdığı söyleniyor. Ön taraftaki sütun üzerinde büyük bir kartal figürü var , arka taraftaki sütun üzerinde ise tokalaşan iki kişinin kabartması mevcut. Bu kabartmanın, yapılan barış antlaşmasını simgelediği düşünülüyormuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Minibüslere binip yola devam ediyoruz birden karşımıza <strong>Cendere Nehri</strong> çıkıyor. Nehrin üzerinde oldukça güzel yapılmış Cendere Köprüsü var. Tarihi bir köprü olduğu ve yıkılma tehlikesi olduğundan bu köprü üzerinden minibüslerin geçişi yasak. Nehrin az ilerisinde yeni bir köprü daha yapılmış araç trafiği de oradan sağlanıyor. Biz köprüyü yürüyerek geçiyor ve köprünün bol bol fotoğrafını çekiyoruz. Cendere köprüsü Romalıların yaptığı 2. en geniş köprü olma özelliğini taşıyor. Her biri 10 ton ağırlığında yaklaşık 92 taştan meydana gelmiş. Köprünün üstündeki Latince bir yazıdan anlaşıldığına göre <strong>Roma İmparatoru Septimus Severus</strong> (193-211), karısı ve oğulları adına yaptırmış. Köprüyü geçtikten sonra karşımıza halay çeken bir grup genç çıkıyor. Halaya katılmak isteyenler bir süre burada gençlere eşlik ediyor, o sırada bende dut ağaçlarını ve fıstık ağaçlarını keşfediyorum. Daha önceden fıstık ağacı görmediğimden oldukça ilginç geliyor. Burada fazla oyalanmıyoruz çünkü yolumuz uzun bizde araçlara binip <strong>Nemrut</strong> tırmanışına devam ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nemrut Dağı</strong>&#8216;nın tepesine geldiğimizde minibüslerden iniyor ve bir süre yürüyoruz, isteyenler limuzin yada taksi diye tabir edilen eşeklerle bu yolculuğu belli bir ücret karşılığında yapabiliyorlar. Aşağıda çok güneşli olan hava gün batımı yaklaştığından ve 2.150 m yüksekliğe tırmandığımızdan aniden soğuyor. Nemrut dağının tepesine geldiğimizde tura başlarken yanımda sadece yağmurluk tarzı ince bir montla geldiğim için çok pişman oluyorum. Bu konuda ne tur sayfasında bir uyarı var ne de rehber bizi uyarıyor. Kesinlikle yazın ortasında dahi olsanız yanınızda eldiven, atkı, bere ya da kalın bir mont getirmelisiniz. Keskin bir rüzgar var ve gerçekten çok soğuk. Minibüsten inerken üzerinde bir t-shirt varken indikten sonra yanımda ne varsa üzerime giymeye çalışıyorum. Yalnız bahsetmeden geçemeyeceğim bu yükseklikte bulutlar çok güzel görünüyor. Tümülüsün yanına nihayet ulaşıyoruz. M.Ö 62 yılında, <strong>Kommangene Kralı Antiochus Theos</strong> buraya kendi mezar anıtını yaptırmış. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin ana kayaya oyulmuş odaya konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs ile örtüldüğü düşünülmekteymiş. Girişi kuzeyden olup doğuda ve batıda dini törenlerin yapıldığı teras şeklindeki avlular yer alıyor. Heykeller her iki tarafta da şu şekilde sıralanmış; Kral <strong>1. Antiochos</strong> (Theos), <strong>Fortuna</strong> (Theichye-Kommagene-Tanrıça) <strong>Zeus</strong> (Oromasdes), <strong>Apollo</strong> (Mithras-Helios-Hermes), <strong>Herakles</strong> (Ares-Artagnes). Burada bulunan aslanlı horoskop üzerinde gökyüzündeki yıldızların konumu gösteriliyor. Bu yıldız haritası incelendiğinde ise Kralın tahta çıktığı günü işaret ettiği anlaşılıyor ve bu yıldız dizilimi 25.000 yılda bir gerçekliyormuş. Bu kadar planlama ve bu kadar uğraşı Kralın gücünün ne denli kuvvetli olduğunu anlamamı sağlıyor. Nemrutta güneş ufuktan kaybolmadan önce sanki son bir kez yükselip bize göz kırptıktan sonra batıyormuş gibi hissediyorum. Belki de bizi ve dağı selamlıyordur. Manzara o kadar güzel ki bunca zorluğa ve çok üşüyor oluşumuza rağmen geldiğimize değiyor. Kesinlikle gün batımını buradan bir kez izlemenizi tavsiye ederim. Fotoğraf çekmeyi sürdürürken bir kız yanıma yaklaşıyor ve fotoğraflarını çekip çekemeyeceğimi soruyor. 4 kız bizimle aynı tura katılmış ama farklı bir tur aracıyla gelmişler. Birbirimize bir süre bakıyoruz çünkü bir yerden tanıdık geliyorlar, tamda nerden tanıyorum diye düşünürken kızlardan biri arkadaşına benim adımla seslenince jeton düşüyor. Adaşımla 2 sene önce <strong>Batı Karadeniz</strong> turunu yaptığımızda aynı tur grubu içindeydik. Onlarda bizi hatırlıyorlar ve oldukça şaşırıyorlar hatta kısa bir muhabbette geçen sene aynı tarihte onlarında Kapadokya&#8217; ya gittiklerini duyunca şaşkınlığım bir kat daha artıyor. Meğer 3 yıldır aynı tur şirketi ile aynı tarihlerde aynı yerlere gidiyormuşuz iki turda karşılaşma ihtimalimiz İstanbul’da yaşayan milyonlarca insan olduğunu düşünce aslında oldukça az gibi geliyor. Ama hayat tesadüflerle dolu, yaşadığınız şehirden yüzlerce km ötede farklı şehirlerde sizi karşılaştırabiliyor. Bu hoş tesadüften sonra inme vakti geliyor ve dönüş yolculuğuna başlıyoruz. Yalnız otele döndüğümüzde yemek saatini kaçırmamız sebebi ile yemek kalmayışı son kalan yemeğin bozulmuş olduğunu düşündüğüm bir tavuk olması bizi şoka sokuyor. Tavuktan yediği ve muhtemelen çok üşüdüğümüz için arkadaşımın gece yarısı aniden hastalanması ile turun geri kalanı biraz kabusa dönüşüyor çünkü arkadaşım ertesi günkü tura maalesef katılamıyor yalnız başıma seyahat etmek zorunda kalıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><p>The post <a href="https://gezente.com/harran-nemrut-dagi/">Nemrut Dağı’nda gün batımı…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/harran-nemrut-dagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mardin&#8217;de Abbaralar  Urfa&#8217;da Balıklı göl&#8230;</title>
		<link>https://gezente.com/mardin-sanliurfa/</link>
					<comments>https://gezente.com/mardin-sanliurfa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 09:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GAP]]></category>
		<category><![CDATA[MARDİN]]></category>
		<category><![CDATA[URFA]]></category>
		<category><![CDATA[YURT İÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[Azizler evi]]></category>
		<category><![CDATA[Balıklı Göl]]></category>
		<category><![CDATA[deyrül zafaran manastırı]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş tapınağı]]></category>
		<category><![CDATA[Harran]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kasımiye medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kubbeli kilise]]></category>
		<category><![CDATA[mardin]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem ana kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Mırra]]></category>
		<category><![CDATA[mırra kahvesi]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberler şehri Urfa]]></category>
		<category><![CDATA[safran]]></category>
		<category><![CDATA[safran manastırı]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Urfa]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>
		<category><![CDATA[zafaran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=1847</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi bir uykudan sonra güne başlamak gibisi yok. Sabah erkenden kalkıp hazırlanıyoruz her sabah başka bir şehirde uyanacağımızdan bu kısım biraz yorucu çünkü her sabah bavulları toplamak ve akşam yeniden açmak gerekiyor. Bavulu hızlıca toparlıyorum kapının önüne görevlilerin alması için bırakıyorum. Sabah kahvaltısı için aşağıya iniyorum. Kahvaltı fena değil, ama keyif çayı içmek için zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/mardin-sanliurfa/">Mardin’de Abbaralar  Urfa’da Balıklı göl…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="width: 310px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" title="Abbara" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Abbara-300x289.jpg" alt="" width="300" height="289" /><p class="wp-caption-text">Abbara</p></div>
<p style="text-align: justify;">İyi bir uykudan sonra güne başlamak gibisi yok. Sabah erkenden kalkıp hazırlanıyoruz her sabah başka bir şehirde uyanacağımızdan bu kısım biraz yorucu çünkü her sabah bavulları toplamak ve akşam yeniden açmak gerekiyor. Bavulu hızlıca toparlıyorum kapının önüne görevlilerin alması için bırakıyorum. Sabah kahvaltısı için aşağıya iniyorum. Kahvaltı fena değil, ama keyif çayı içmek için zaman yok. Çünkü bu sabah eski <strong>Mardin</strong>&#8216;i göreceğiz, akşam biraz gezme imkanı bulduğumuz sokaklarını birde gün ışığında çekme imkanımız olacak. Sokaklarda yürümeye başlıyoruz.Mardin’de en güzel şeylerden biri <strong>Abbaralar</strong>. <strong> Abbara</strong>; sokakları birbirine bağlayan evlerin altından açılmış tünellere deniyor; karanlık, oyuk, geçit anlamına geliyor. Hemen üstünüzde bir evin salonu veya bir odası bulunabiliyor.Evler birbirine Abbaralar sayesinde geçitlerle bağlanıyor. Tünellerden geçerken tarihin içinden geçiyormuş gibi hissediyoruz. Her birinin bir adı var bu adları da genellikle evlerin sahiplerinden alıyorlar. Abbaralar sanki farklı etnik kökenleri olan birçok insanı da birbirine bağlıyor. Bu sokaklarda Süryaniler, Kürtler, Müslümanlar, Araplar, Ermenilerle karşılaşmanız mümkün. Her sokağı ayrı bir hikaye anlatıyor bize, fotoğraf çekerken o evlerden birinde yaşadığımızı hayal ediyoruz. Sokaklar arasında dolaşırken puşi satan dükkanlarla karşılaşıyoruz. Denemeden olmaz tabi ki rengarenk <strong>puşi</strong>leri bağlamaya çalışıp fotoğraf çekiliyorum. Birkaç farklı renkte puşi satın aldıktan sonra dolaşmaya devam ediyoruz. Yollarda sırtlarında çöp dolu sepetlerle bekleyen eşekleri görünce şaşırıyorum ama burada dar sokaklara çöp arabası giremediğinden bu görevi eşekler üstleniyormuş. Eşek diyip geçmeyelim kendileri belediyeye bağlı memur olarak görünüyorlar belli bir aylıkları var ve emekliye bile ayrılabiliyorlar. Eşek hastalanırsa devlet memuru sayıldığından bütün tedavisi karşılanıyor. İnsanlarda olmayan hakları almış gibi gururlu gururlu etrafa bakıyorlar. Birinin yanına yaklaşıp seviyorum, kocaman siyah gözleriyle bana bakıp hiç aldırış etmeden önündeki yemlikten yemini yemeye devam ediyor. Buradan yürüyerek süryani bir ustanın el işçiliğinin inceliklerini gösterdiği Ulucami yi geziyoruz. Özenle işlenmiş minaresi göz kamaştırıcı güzellikte. Uzun uzun seyretmemek elde değil, cami avlusunda rehberimizden anlatımları dinledikten sonra Deyrul Zafaran Manastırına doğru yola çıkıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Milattan önce <strong>Güneş Tapınağ</strong>ı, daha sonra da Romalılarca kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edilmiş, M.S 5 yy da bazı azizlerin kemiklerinin buraya getirilmesi ile manastıra çevrilmiş. Buranın adı ise Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı <strong>Dey- rulzafaran</strong> (<strong>Safran Manastırı</strong>)adı ile anılmaya başlamış. Burada mezarların olduğun bölüm çok ilginç nedeni ise şu; orada rahiplik ya da rahibelik yapan bir nevi yöneticisi olan kimse öldüğünde buraya gömülüyor. Biz gittiğimizde başrahibe vardı ve bize o öldüğünde gömüleceği mezarı gösterdiler buraya kadar ilginç bir şey yok gibi ama tuhaf olan ise gömüleceği mezarda yüzü doğuya bakar şekilde gömülmesi ve bunun için yeni bir mezar kazılmak yerine eski mezardaki kemiklerin çıkartılarak onun yerine gömülmesi. Hatırladığım kadarıyla 8-10 mezar vardı ve rahibenin gömüleceği mezar en son 500 sene önce açılmış ve oraya gömülen rahibin kemikleri çıkartılarak yerine gömülecek olmasıydı. Tam olarak mezarının neresi olduğunu bilmek başrahibe için garip bir duygu olsa gerek. Manastıra ait akılımda kalan en belirgin hikaye buydu. Onun dışında çok güzel güllerle dolu bahçesi var. Manastırda <strong>Güneş tapınağı</strong>, <strong>Azizler evi</strong>, <strong>Kubbeli kilise</strong>, <strong>Meryem ana kilisesi</strong> mevcut. Her bir yapı süryani işçiliğinin güzelliğini ortaya koyuyor. Manastır içinde yüksek sesle konuşmak yasak ziyaret yeri olmasının dışında hala aktif olarak kullanılan bir yer. Fazla ses çıkarmamaya çalışarak oranın atmosferine kendinizi kaptırıyorsunuz. Buradan ayrıldıktan sonra <strong>Kasımiye Medresesi</strong>ni görmek üzere tura devam ediyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kasımiye medresesi</strong>nin; Artukoğulları döneminde inşaasına başlanıldığı, Akkoyunlular döneminde sultan Kasım tarafından bitirildiği düşünülüyor. Avlunun duvarında ise kırmızı renkte lekeler mevcut. Bu lekeler <strong>Sultan Kasım</strong> öldürüldüğü sırada kız kardeşinin yerde biriken &#8221; kanını alıp, kanın yerde kalmasın &#8221; diyerek duvara serpmesinden kaynaklandığı düşünülüyormuş öyle ki o lekeleri hangi deterjanla silmeye çalışırsanız çalışın çıkmıyormuş. Uzun yıllar kan mıydı değil miydi diye süregelen tartışmalar son dönemlerde yapılan incelemeler sonunda lekelerin kan değil de bir çeşit kına olduğu konusunu ortaya çıkarmış. Hikayeler benim daha çok ilgimi çekiyor ve hikayeye inanmak istiyorum çünkü gerçekten görüntüsü kınadan çok kana benziyor. Avluyu dolaşırken en çok ortadaki havuz dikkatimi çekiyor. Duvardaki bir delikten çıkan su önce küçük taş bir küvete doluyor oradan ince bir yolla avlunun içindeki havuza akıyor. Burada biriken su ise ince kanallarla <strong>Mezopotamya</strong> ovasına akıyor. İslami anlayışa göre duvardan çıkan su hayatı, ortadaki havuz ölümü, suyun döküldüğü uçsuz bucaksız ova ise ölümden sonraki sonsuzluğu ifade ediyor. Eğer havuzdaki süre boyunca gideceğiniz yeri düşünürseniz kavuştuğunuz sonsuzluk sizin cennetiniz olacaktır şeklinde yorumlanıyor. Buradan ayrılırken ölümü yaşamı ve hayatı sorgulamadan edemiyor insan&#8230; Rotamızı <strong>Peygamberler Şehri Urfa&#8217;</strong>ya çeviriyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Urfa</strong>&#8216;da görülecek en önemli yerlerden biri<strong> Balıklı Göl</strong> diğeri <strong>Harran</strong>. Bugünkü turda balıklı göl gezisi var Harran ise yarın gezilecek. Otobüsten indikten sonra bir parkın içinden 5 dakika kadar yürüyoruz. Ve karşımıza balıklı göl çıkıyor içinde belki de binlerce balık var. Balıklı gölün hikayesi herkesçe bilindiğinden yeniden yazmıyorum, oldukça güzel bir atmosfer etrafında genellikle yerli turistler geziyor. Balıklara yem atmaya çalışmak telaşında yüzlerce insan var bundan balıklar da nasibini yeterince almış olmalı ki oldukça iri görünüyorlar. Bunca kalabalık içinde kendimize yer açıp fotoğraf çekilmeye çalışmak oldukça zor tabi ki. Burada serbest zaman veriliyor ve parkın içine doğru keşfe çıkıyoruz. Biraz ileride çarşı var ve burada hediyelik eşya almak mümkün. Balıklı objeler revaçta her yerde balıklı mumluklar küçük sandıklar vs mevcut. Çarşıda dikkatimi çeken bir şey de altın rengi sahte bilezikler, beşi bir yerdeler, kolyeler, küpeler, işlemeler&#8230; O kadar çok var ki halkın altın işçiliğine meraklı olduğunu buradan anlayabiliyoruz. Dükkanlarda fiyatlar farklı bir dükkanda 5 tl ye gördüğüm bir obje diğerinde 3 tl olabiliyor bunu fark ettiğimde direk satın almak yerine bir kaç dükkan gezdim çünkü bütün ürünler aynı ama fiyatlar farklı ilginç bir satış politikası. Akşam saatleri yaklaşıyor buradan ayrılıp Bakırcılar çarşısına gidiyoruz, kendimize bakır hediyelik eşyalar aldıktan sonra bir çay molası vermek iyi olur diyoruz. Ayaklarımızın tabanları şişmek üzereyken kendimizi Eşkiya filminde geçen mekan olarak ünlenen Gümrük Han&#8217; a atıyoruz.Küçücük masalarda minicik taburelerde oturmak oldukça zor. Burada genellikle erkekler var birde bizim gibi yerli turistler mevcut. Kafamıza sardığımız puşilerle onlardan biri gibi olmaya çalışıyoruz ama eminim ki dışarıdan oldukça komik görünüyoruz. Bir yorgunluk kahvesi içelim diyoruz ama buraya has bir kahve olan Mırra’yı tercih ediyoruz. <strong>Mırra</strong> çeşitli damıtma işlemlerinden geçtikten sonra içilebilen yapımı oldukça zor bir kahve, içimi de zor çünkü bana göre sert bir kahve. Bu nedenle olsa gerek çok küçük fincanlarda ve neredeyse bir yudumluk olarak servis ediliyor. Mırra içmenin belli kuralları var örneğin bir toplulukta içiyorsanız kahveyi içtikten sonra fincanı masaya bırakmamanız gerekiyor. Bu karşı tarafa saygısızlık ya da &#8216; buranın ağası benim &#8216; mesajı veriyormuş. Eğer fincanı masaya bırakırsanız kahveyi ikram eden kişi bekarsa onu evlendirmek zorunda kalıyorsunuz tabi ki bütün masrafları sizin karşılamanız gerekiyor. Bu nedenle ağa değilseniz fincanı size kahveyi ikram eden kişiye geri vermeniz gerekiyor eğer fincanı elle kapatırsanız bu daha fazla istemiyorum anlamına geliyor açık uzatırsanız yenisini istiyorum demek. Bu kuralları daha önce okuduğumdan yapılan numarayı yemiyor fincanı elimde beklettikten sonra gelen kişiye geri veriyorum. Kahve içinde bildiğiniz telve yok, yoğun bir tadı var. Ama denemenizi tavsiye ederim, ilginç bir deneyim olacaktır. Akşam saatleri yaklaştıkça çarşıyı dolaşıp otobüse geri dönüyor ve Otele doğru yola çıkıyoruz. Eğlence henüz yeni başlıyor otelde hazırlandıktan sonra akşama Sıra gecesi var ona katılıyoruz. Sıra gecesinde şarkılar söyleyerek yeri gelip oynayanları izleyerek güzel zaman geçiriyoruz. Bu sırada neredeyse sadece acıdan yapılan bir çiğ köfte ikram ediliyor ama yiyebilene aşkolsun. Çiğ köfte o kadar acı ki çok küçük bir parçasını ağzıma atmamla gözlerimden yaşların dökülmesi bir oluyor. Kesinlikle bir tanesini bile yemek mümkün değil, arkadaşım ikisini birden yemekte ısrarcı, gözlerinden akan yaşlara inat ikincisini de yiyor ama acıdan sanırım şoka giriyor önce yüzü kıpkırmızı oluyor sonra titremeye başlıyor kendisini en son yerde yuvarlanırken görüyoruz ve bütün tur ahalisi ile gülme krizine tutuluyoruz. Bunları yazdığım için umarım bana kızmaz ama olaya gerçekten çok gülüyoruz. Eğlenceli bir gecenin ardından bu kez uyumak üzere otele geri dönüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><p>The post <a href="https://gezente.com/mardin-sanliurfa/">Mardin’de Abbaralar  Urfa’da Balıklı göl…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/mardin-sanliurfa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır&#8217;da kahvaltı, Hasan&#8217;keyf&#8230;</title>
		<link>https://gezente.com/diyarbakirda-kahvalti-hasankeyf/</link>
					<comments>https://gezente.com/diyarbakirda-kahvalti-hasankeyf/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gezente]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 09:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GAP]]></category>
		<category><![CDATA[MARDİN]]></category>
		<category><![CDATA[YURT İÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[breakfast]]></category>
		<category><![CDATA[diyarbakır surları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakıra yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[diyarbakırda gezilecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[diyarbakırdan alınacaklar]]></category>
		<category><![CDATA[diyarkaırda kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[görülecek yerler]]></category>
		<category><![CDATA[hediyelik eşya]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı mekanları]]></category>
		<category><![CDATA[ne yenir]]></category>
		<category><![CDATA[nerede yenir]]></category>
		<category><![CDATA[vitrin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://gezente.com/?p=1845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yine bir Mayıs ayı geldi çattı, yeni bir kültür turu bizim için başlamak üzere. Bu turun diğerlerinden farkı bizleri Türkiye&#8217;nin doğusuyla buluşturması. Çok heyecanlı, birazcıkta stresliyim. Tur 5 gün sürecek. Stresli olmamın sebebi yükseklik korkum, yolculuğumuzun uçakla olması diz bağlarımın çözülmesine sebep oluyor. Bu uçakla ilk yolculuğum değil ama yine de avuçlarım terliyor. Sabah oldukça [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://gezente.com/diyarbakirda-kahvalti-hasankeyf/">Diyarbakır’da kahvaltı, Hasan’keyf…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yine bir Mayıs ayı geldi çattı, yeni bir kültür turu bizim için başlamak üzere. Bu turun diğerlerinden farkı bizleri Türkiye&#8217;nin doğusuyla buluşturması. Çok heyecanlı, birazcıkta stresliyim. Tur 5 gün sürecek. Stresli olmamın sebebi yükseklik korkum, yolculuğumuzun uçakla olması diz bağlarımın çözülmesine sebep oluyor. Bu uçakla ilk yolculuğum değil ama yine de avuçlarım terliyor. Sabah oldukça erken kalkıyoruz neyse ki havaalanı evime çok uzak değil bu nedenle turun araçlarına binmeyip kendi imkanlarımızla Atatürk havaalanına varıyoruz. Orada rehberi bulmamız gerekiyor bu konuda da oldukça şanslıyız çünkü rehber geçen yıl Kapadokya turuna katıldığımızdaki rehberimiz. Gelip gelmeyeceğimizi öğrenmek için aradığında, bizi tanıyor ve bizde tanıdık bir rehberle yeni bir tura katılacağımız için rahatız. Rehberle buluşup kafileye ekleniyor ve bavulları teslim ediyoruz. Bagaj tesliminden sonra yeniden güvenlik kontrolünden geçiyoruz. Kalkış saati gelene kadar gazete okuyarak biraz oyalanıyor ve sonra uçağa biniyoruz. Yolculuk yaklaşık 1 saat sürüyor, sorunsuz geçiyor. O süreyi fotoğraf çekerek, bulutları izleyerek geçiriyoruz. Diyarbakır havaalanına indikten sonra ilk iş bagajları teslim alıyor ve bizi bekleyen aracımıza geçiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Araçtaki yerimizi aldıktan sonra Diyarbakır merkezde kahvaltımızı almak için Hasan Paşa2 hanına doğru yola çıkıyoruz.Yol üzerinde surları görüyoruz. Ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmeyen surlar M.S. 349 yılında Roma İmparatoru Konstantinus tarafından genişletilerek bazı kısımları onarılmış. Kalede dört ana kapı (Dağ Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı) ve 82 adet burç var. Aracımız bu noktada yavaşlıyor birkaç kare fotoğraf çektikten sonra Hasan Paşa hanına varıyoruz. Han iki katlı, ikinci katı balkonlarla çevrili ve burada birçok kahvaltı veren mekan mevcut. Hanın taş duvarları ortasında bulunan çeşme ve mekanın güzelliği bizi büyülüyor. İçeri girdiğimizde masalarımızı hazırlanmış olarak buluyoruz. Bir kuş sütü eksik derler ya işte o cinsten. Van&#8217;ın meşhur otlu peyniri, tulum peyniri, Diyarbakır’a özgü peynirler, reçeller, kızartmalar, bal, tereyağı, domates, salatalık, menemen, sucuklu yumurta, aklıma gelmeyen birçok şey&#8230; Bir kahvaltıda başka ne olabilir ki.</p>
<p style="text-align: justify;">Kahvaltının ardından mekanın içinde de fotoğraf çektikten sonra Cahit Sıtkı Tarancı&#8217;nın evine doğru yola çıkıyoruz.Hepimizin aklına 35 yaş şiiri geliyor. Şu anda müze olarak kullanılan, ortasında havuzu ve Cahit Sıtkı Tarancı&#8217; ya ait bir heykel bulunduran 4 tarafı çevrili ev oldukça büyük görünüyor. Burada ayrı kapılardan girerek evin bölümlerini geziyoruz. Banyosu, oturma odası, ailesine yazdığı mektuplarında olduğu oda, misafirleri ağırladığı bölüm, içinde o günün koşullarını yansıtan kıyafetleri ile cansız mankenler tarafından yansıtılmış. Evin içini gezdikten sonra avlusunda ağaçların arasında oturup kuş cıvıltılarını ve rehberin anlatımlarını dinliyoruz. Öyle huzurlu bir ortam ki keşke burada yaşasaydım diye içimden geçiriyorum. Büyük üstat ile ayrı zamanlarda aynı ortamda bulunmak içimin tarifsiz bir coşku ile dolmasına neden oluyor. Gözlerimi kapatıp bir süre daha huzuru dinliyorum ve havayı içime çekiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">İstemeyerek mekanı terk ediyor ve Ulucami&#8217; ye doğru yürüyoruz. Ulucami Anadolu&#8217;nun bilinen en eski camisi. 639yılında Diyarbakır&#8217; a egemen olan Müslüman Araplar tarafından şehrin merkezindeki en büyük mabedin (Martoma Kilisesi) camiye çevrilmesiyle oluşturulmuş. Zaman içinde birçok kez onarımdan geçmiş ve bugün ki halini almış. Avlusu gerçekten çok büyük etrafındaki süslemeler farklı zamanları ve farklı kültürleri anlatıyor bizlere. İşlemeler çok görkemli ve ince bir işçilikle yapılmış. Cami avlusunda birçok güvercin bizim gürültümüzden ürkmüş olacak ki havalanıyor, bize selam verir gibi üzerimizde bir tur atıp yeniden konuyorlar. Fotoğraf çekmeye başlıyorum detaylar o kadar çok ki hangisini çekeceğimi şaşırıyorum derken rehberimiz bize sesleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Surlarının en eskisi olan Keçi Burcuna gidiyoruz. Milattan önce, şehrin hakimi olan Huriler tarafından yapılan ve milattan sonra 349 yılında Roma İmparatoru Konstantinos tarafından genişletilerek bazı kısımları onarılan Keçi Burcu’nun, İmparator Justinianus tarafından bugünkü şekline getirildiği tahmin ediliyor. Keçi Burcunun, 3 bin yıl aradan sonra Cumhuriyetin 79. (2002) yılında kuruluş yıldönümü resepsiyonuna ev sahipliği yaparak açılışı gerçekleştirilmiş. Yaklaşık 3000 yıllık burcun merdivenlerinden tırmandıktan sonra etrafı gözlemlemeye başlıyoruz. Panoramik açıdan çekimler yaptıktan sonra aşağıya iniyoruz. Burcun hemen altında dükkanlar yapılmış ve içeride küçük masalar var, yerli yabancı bir çok turist oturuyor. Çok fazla zamanımız olmadığından hızlıca turluyoruz bir kaç kare fotoğraf çekiyorum, içerinin ışıklandırması çok hoş bir süre oturup etrafı izlemeyi gerçekten çok istiyorum ama maalesef rehber gitmemiz gerektiğini söylüyor ve üzülerek buradan ayrılıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Buradan Hasankeyf &#8216;e doğru yola çıkıyoruz. Romalılar İran sınırını denetim altında tutabilmek için buraya bir kale inşa etmişler. Hasankeyf &#8216;in eski dilde Kaya Kale anlamına gelen Hısnıkeyfa kelimesinden türediği düşünülüyormuş. Tarih boyunca birçok kez kuşatma altında kalmış olan şehir, konumu itibari ile stratejik bir önem taşıyor. Kayaların içine oyulmuş evler çok güzel. Sultan Süleyman camisi en göze çarpan eserlerden biri. Hasankeyf kalesine çıkıyor ve oradan Dicle nehrini ve köprüyü fotoğraflıyoruz. Burası yıllardır gelmek istediğim yerlerden biri, sular altında kalıyor olması çok üzücü çünkü o kadar güzel tarihi eserler var ki bunları yok saymak tarihi katletmek gibi bir şey. Bölgede kayaların içine oyulmuş restoranlardan birinde öğle yemeği yiyoruz. Bazı yerlerde halen kazı çalışmaları devam ediyor tepeye doğru tırmandığımızda &#8221;buraları gezemezsiniz kapalı&#8221; diyor bir görevli ve geri dönüp aşağı iniyor, camiyi fotoğraflamaya devam ediyorum ve Dicle’nin serin sularına bakıyorum. Ellerimi suya değdirmek istiyorum ama nehrin kenarına inecek kadar zaman tanımıyorlar maalesef.<a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Hasan-Keyf.jpg"><br />
</a></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Hasan-Keyf.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-1433" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Hasan-Keyf.jpg" alt="Hasan-Keyf" width="680" height="1024" srcset="https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Hasan-Keyf.jpg 680w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Hasan-Keyf-199x300.jpg 199w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Yeniden otobüse biniyor ve Midyat&#8217;a doğru yeni bir yolculuğa başlıyoruz. Midyat&#8217;ta Sıla dizisinin çekildiği Midyat konuk evini ilk olarak göreceğiz. Yalnız otobüsten iner inmez bir çocuk ordusu tarafından kuşatılıyoruz ellerindeki incik boncuğu satmak için ya da para istemek için bağrışıyorlar. O hengamede fotoğraf makinemin güneş siperliği yere düşüyor farkında değilim. Biraz ilerledikten sonra fark ediyorum geri dönüp aramaya koyulduğumda ufak bir çocuk onu bulmuş ve ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Kendisine bulduğu için teşekkür edip Midyat Konuk evine giriyoruz. Sıla dizisini hiç izlememiş biri olarak rehberin anlattıklarını anlamıyorum çünkü dizi hakkında konuşuyor. İçeride müthiş bir kalabalık var merdivenlerden çıkmak mümkün değil. Büyük zorlukla gezmeye başlıyoruz, mekan gerçekten çok güzel mutlaka gidilip görülmeli. Çatı katına çıkıp oradan da etrafı fotoğraflıyorum. O esnada turun geri kalanında çok iyi anlaşacağımız iki değerli dost ile tanışıyoruz. Bol bol fotoğraf çekiyorum çünkü akşam saatlerine yaklaşmak üzereyiz ve güneş hafiften bulutlara kızılımsı renkler vermeye başlıyor.</p>
<div id="attachment_1439" style="width: 1290px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/midyat-konuk-evi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-1439" class="wp-image-1439 size-full" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/midyat-konuk-evi.jpg" alt="Midyat Konuk Evi" width="1280" height="897" srcset="https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/midyat-konuk-evi.jpg 1280w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/midyat-konuk-evi-300x210.jpg 300w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/midyat-konuk-evi-1024x717.jpg 1024w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/midyat-konuk-evi-428x300.jpg 428w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><p id="caption-attachment-1439" class="wp-caption-text">Midyat Konuk Evi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Serbest zaman veriliyor ve Midyat evlerini fotoğraflamaya devam ediyorum, aynı zamanda telkari &#8211; gümüş işçiliği-yapan bir dükkana gidip kendime çok güzel bir kolye süsü ve annem için broş almayı ihmal etmiyorum. Telkari bir gümüş tel işleme sanatı, ince teller haline getirilen gümüş çok çeşitli şekillerde kullanılarak göz alıcı bileklikler, kolyeler, küpeler, broşlara dönüyor. Her gittiğim şehirden mutlaka kendim, ailem ve arkadaşlarım için sembolik hediyeler alıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.</p>
<div id="attachment_2483" style="width: 1034px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2010/05/Midyat-19.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-2483" class="wp-image-2483 size-full" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2010/05/Midyat-19.jpg" alt="Midyat Evleri" width="1024" height="680" srcset="https://gezente.com/wp-content/uploads/2010/05/Midyat-19.jpg 1024w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2010/05/Midyat-19-300x199.jpg 300w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2010/05/Midyat-19-451x300.jpg 451w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a><p id="caption-attachment-2483" class="wp-caption-text">Midyat Evleri</p></div>
<div id="attachment_1438" style="width: 1290px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Midyat-evleri.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-1438" class="wp-image-1438 size-full" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Midyat-evleri.jpg" alt="Midyat evleri" width="1280" height="850" srcset="https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Midyat-evleri.jpg 1280w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Midyat-evleri-300x199.jpg 300w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Midyat-evleri-1024x680.jpg 1024w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/Midyat-evleri-451x300.jpg 451w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><p id="caption-attachment-1438" class="wp-caption-text">Midyat evleri</p></div>
<p style="text-align: justify;">Midyat turumuzdan sonra akşam yemeği için Mardin&#8217;deki otelimize doğru yola çıkıyoruz. Otel Asur, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılan yapıların sonradan restore edilmesi ile sonradan hizmete açılmış. İnternet sitelerinden gördüğüm için rehbere özellikle Selçuklu konağında kalmak istediğimi belirtiyorum. En güzeli bu konak ve muhteşem taş işçiliği ile süslenmiş inanılmaz güzel aydınlatılmış bir yer. Odaya gidince hem odayı hem de manzarasını çok beğeniyorum. Deniz manzaralı diye tabir ediyorlar çünkü tam karşımız Suriye ve onun önü Mezopotamya ovası alabildiğine uzanıyor. Mezopotamya ovası sabah saatlerinde sis bulutu ile kaplı olurmuş ve uzaktan bakınca denize benzermiş. Akşam yemeği yedikten sonra odanın terasına çıkıyor uzun uzun Suriye&#8217;nin ışıklarını izliyor ve hayallere dalıyorum. Ama dışarıdaki ışıklandırma ve akşam Mardin&#8217;i fotoğraflama hayali ile dışarı çıkmaya karar veriyor ve kendimizi Mardin sokaklarında buluyoruz. Canlı müzik yapan restoranlardan birine yöneliyoruz önce ama içerisi çok kalabalık biz daha sessiz sakin ve manzara izleyebileceğimiz bir yer arıyoruz. Düz yokuş aşağı iniyoruz Süryani mezhebi yaygın olan kentte bunun izlerini görmek mümkün.</p>
<div id="attachment_1437" style="width: 1290px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/mardin-ulucamii.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-1437" class="wp-image-1437 size-full" src="http://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/mardin-ulucamii.jpg" alt="Mardin Ulucamii" width="1280" height="815" srcset="https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/mardin-ulucamii.jpg 1280w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/mardin-ulucamii-300x191.jpg 300w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/mardin-ulucamii-1024x652.jpg 1024w, https://gezente.com/wp-content/uploads/2011/05/mardin-ulucamii-471x300.jpg 471w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a><p id="caption-attachment-1437" class="wp-caption-text">Mardin Ulucamii</p></div>
<p style="text-align: justify;">Uzaktan Mardin Ulu Camii minaresi görünüyor, belediyeye ait olduğunu düşündüğüm bir çay bahçesine oturup çay içiyoruz. Birkaç fotoğraf çekip dolaşmaya devam ediyoruz. Mardin’i gece izlemek büyük keyif, kesinlikle şunu söyleyebilirim <a href="https://blog.biletbayi.com/mardin-gezilecek-yerler.html" target="_blank">Mardin ziyaret edilmesi gereken yerlerden birisi</a>. Akşam turumuz sona erdiğinde otele geri önüyoruz.</p><p>The post <a href="https://gezente.com/diyarbakirda-kahvalti-hasankeyf/">Diyarbakır’da kahvaltı, Hasan’keyf…</a> first appeared on <a href="https://gezente.com">Gezente.com</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gezente.com/diyarbakirda-kahvalti-hasankeyf/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
