Gezente.com

Pirene – Milet – Kuşadası

Kusadasi

Gezmeye doyamıyoruz, bu sefer Kuşadası ve Pamukkale civarındaki tarihi yerleri görmeye karar veriyoruz. Tur ile gitmeye karar veriyoruz, yolculuk akşam saatlerinde başlayacak. Evden çıkıyoruz saat 21:30 da Yenibosna otobüs durağı yanında Londra Camping den tur otobüsleri eşliğinde başlayan turumuzda önce bizi sağanak yağmur karşılıyor. Rüzgardan uçuşan şemsiyelerimizle tur otobüsünü bulmaya çalışarak aynı zamanda bavullarımızı da çekeleyerek bir maceraya daha yelken açıyoruz. İlk istikamet diğer yolcuları da almak için uğrayacağımız Kadıköy Salıpazarı. Yol üzerinde Adapazarı ve Bursa yolcuları da eklendiğinde gerekli misafir sayısına ulaşmış oluyoruz. Yağmur felaketinden sonra ikinci yaşadığımız aksilik ise bize söz verilen ön koltukların başkalarına ayrılmış olması. 4 kişilik planladığımız yolculuğa, son anda bir arkadaşımızın elinde olmayan sebeplerden ötürü bize katılamaması ile 3 kişi başlamakta planlanmayan başka bir gelişme.

Her ne kadar daha önceden defalarca hava durumuna bakmışta olsak kültür turumuz boyunca bize ne tür bir havanın eşlik edeceğini kestirmek oldukça zor oluyor. Mola verdiğimiz zaman gecenin oldukça soğuk olmasından dolayı sabah saatlerinde yağmur yağacağını düşünüyoruz. Ancak sabahın ilk ışıkları ile pırıl pırıl güneşli bir hava bizi karşıladığında oldukça mutlu oluyoruz. Sabah saat 8-9 arasında ilk olarak kahvaltı yapacağımız yol üstünde bir dinlenme tesisine yöneliyoruz. Tur otobüsü dolu, tüm yolcular bir yandan uyanmaya çalışıp bir yandan da kahvaltı için kendine uygun bir masa bulmaya çalışıyor. Bizde aynı şekilde masa bakıyoruz. Restoran yeterince temiz değil, hatta kahvaltı için yiyecek neredeyse hiçbir şey bulamıyoruz. Kahvaltı sonrası Priene’nin yolunu tutuyoruz.

Saat 11 e doğru Priene ye ulaşıyoruz. Şehre giriş 3 ana kapıdan yapılıyor, şehrin en önemli özeliklerinden biri eşit parçalara bölünmüş yaklaşık 80 bloğa ayrılmış olması, şehrin kavşak noktalarının birbirine olan uzaklığı bu nedenle aynı. O zamanlar şehir planlamanın ne kadar ileri seviyede olduğunu anlatıyor bizlere. İlk olarak bizim gibi turla veya ayrı olarak gelmiş turist kalabalığının içinde zaman zaman kaybolarak, kalıntılar içinde fotoğraf çekmeye başlıyoruz. Hava ve ortam o kadar güzel ki her gördüğümüz kalıntı güneşin ışık oyunları arasında gözümüzde bir şahesere dönüşüyor. Kutsal galeri, Zeus mabedi, Kutsal ev, Gymnasium en çokta Tiyatroyu beğeniyorum. Tiyatro günümüzde bile oldukça iyi durumda görünüyor. Ancak beni en çok etkileyen yer Athena tapınağı oluyor. Odeon, Demeter temenosu, Agora…Priene Antik Kenti içinde görülmesi gereken yerlerden sadece birkaçı.

Buradaki gezimizi tamamladıktan sonra Milet Ören yerine doğru yola çıkıyoruz. Otobüsten indiğimizde bizi karşılamayagelmiş gibi bekleyen köpek yavrularını sevdikten sonra rehberin anlatımları ile birlikte Ören yerini gezmeye başlıyoruz. Milet, büyük Menderes nehri yakınlarında kurulmuş taş devrinden beri varlığını sürdüren çok güzel bir yer. Rivayete göre Apollon’un oğlu olan Miletos’u, Minos’un kötülüklerinden korumak için kimsenin bulamayacağı bir dağa bırakırlar, kurtlar ve çobanlar tarafından bakılan Miletos büyüdükten sonra Anadoluya gelir, Menderes nehrinin kızı Kyane ile evlenerek Miletos şehrini kurar. Daha sonra Denizcilik alanında oldukça ilerleyen Miletoslular birçok koloni kurar bu sayede oldukça zenginleşirler. Ünlü düşünür Tales te Miletoslulardandır. Tales, Piramitlerin yüksekliğini, güneş tutulmasını hesaplamıştır. Aynı zamanda bir çember içine dik üçgen çizen ilk kişi ve antik çağın 7 bilgesinden biridir.

Milet’in tarih kokusunu içimize çekerek Tiyatroya doğru yürümeye başlıyoruz. Rehberimiz buranın akustiğinin inanılmaz olduğunu söylüyor, gerçektende tiyatroya girdiğimizde içerideki birçok yerli ve yabancı turistin bunu denemek için şarkı söylediğini yada garip sesler çıkardığını fark ediyoruz. Rehberin anlatımları devam ederken gruptan ayrılarak hemen fotoğraf çekmeye ve etrafı keşfetmeye başlıyorum. Basamakları çıkarak yukarıdan birkaç fotoğraf çekeyim derken bir tünel görüyorum içinden geçip beni neyin karşılayacağını oldukça merak ediyorum. Bir kaç basamak indiğimde büyük demir parmaklıklarla kapalı kapıları olan eskiden suçlu ya da esirlerin tutulmuş olabileceğini düşündüğüm pencereleri küçük ve yukarıda olan odalar görüyorum. Benim gibi meraklı bir kaç turistte buranın ne olabileceği hakkında fikir yürütüyorlar. Şimdilerde ise depo olarak kullanılan bu odaların içinde gereksiz birçok eşya yığılmış neden oraya koyulduklarını bir türlü anlayamıyorum.

Buradaki gezimizi tamamladıktan sonra Apollo tapınağı ve Medusa yı görmek için Didime doğru yola çıkıyoruz. Bu arada oldukça acıktığımızdan yöresel restoranlardan birinde açık büfe öğle yemeği alabileceğimiz söyleniyor. Bizde bahçesinde, kapısında, içinde her yerde kediler olan bir restorana giriyoruz, menüde et, balık ve çeşitleri var. Bu kadar balık kokusu varken etrafta kedi görmemek sanırım mümkünde değil, kedileri besleyerek eğlendiğimiz öğle yemeği sonrasında hemen yakınlardaki Apollon tapınağına doğru yürümeye başlıyoruz.

Apollon tapınağı 120m uzunluğunda 25m yüksekliğinde genç didymaion antik döneminin en büyük yapıtlarından biri. Yüzyıl süren inşaatına rağmen tapınak tamamlanamamış. Planlanmış olan 122 sütundan sadece 72 tanesi dikilmiş bunlarında tümü bitirilememiş. Sütunlar lonia tipi başlıklarla taçlandırılmış köşedeki başlıklar eşsiz görünmekte. Bunlardan birinde Artemis ve Leto figürleri halen görülebiliyor, diğer sütun ise şuanda İstanbul arkeoloji müzesinde korunuyormuş ve üzerinde Zeus ve Apollon varmış. Üçe ayrılmış olan arşı trav üzerindeki firizde Medusa başı bulunuyor. Bu olağan üstü yaratıkların betimlenmesi antik dönem inancında kötülüklerden korunmak içinmiş. Buradaki tapınak gördüklerim arasında beni en çok etkileyen şey oldu. Mesusa başını, aslanlı anıtları, devasa Athena tapınağı kalıntılarını gördükten sonra Didim altınkum plajını uzaktan görüntüleyebileceğimiz bir yere gelip fotoğraf çekiyoruz.

Daha sonra aksam yemeği yemek ve otelimize yerleşmek için Kuşadası’na doğru yolculuğumuz başlıyor. Akşam yemeğinden sonra etrafta kısa bir gezinti yapmak için dışarı çıkıyoruz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı olması sebebiyle sokaklarda coşkulu bir kalabalık ellerinde bayraklar, meşaleler ve marşlar eşliğinde yürüyorlar. Kalabalığın içine karışarak onlarla birlikte yürüyoruz. Meydanda Leman Sam konserini dinleyip kulaklarımızın pasını siliyor, söylenen marşlar, şarkılar ardından havai fişek gösterisi ile oldukça eğlenerek günü sonlandırmış oluyoruz.

Fotoğraflar için OBJEKTİFİMDEN sayfasına git…

Yazıyı paylaşın