Gezente.com

Göreme

Peri Bacalari

Sabah erkenden yola çıkmak için 6:30’da uyanıyoruz. Otelin restoranında güzel bir kahvaltı yapıyoruz. Halıatölyelerini görmek için yola çıkıyoruz. Çok güzel bir bina içinde hem atölyesi hem de satış alanı olan bir çarşıya gidiyoruz. Önce halı nasıl dokunur eksper bunu anlatıyor sonra halılarda olması gereken özellikleri anlatıyor. Daha sonra üst kata çıkıyoruz, burada santimetre karesinde bin tane ilmek olan halıyı görüyorum büyülenmemek mümkün değil ışığa göre renk değiştiren incecik dokunmuş yumuşacık dekor halı inanılmaz güzel görünüyor fiyatlarda buna göre pahalı tabi ki. Eksperin anlatımları çok güzel, kök boyası kullanılarak yapılan halıların yüzyıllar geçse de nasıl hala renklerinin canlı kalabildiğini anlatıyor bize. Çok eski halılar getiriyor 200 senelik bir halı elimizdeyken sanki dün yapılmışçasına güzel görünmesi bizi etkiliyor. Yurtdışından da oldukça fazla sipariş alıyorlarmış burada seçtikleri ya da siparişini verdikleri halılar adreslerine gönderiliyormuş. Makine halısı ile elde dokunan halı arasındaki farkları gördükten sonra başka halılara bakmak içimizden gelmiyor artık. Alt katta satış bölümü var beğendiğiniz halılar burada çantalarına konularak size teslim ediliyor. Halı atölyesindeki ziyaretimiz bittikten sonra Asmalı konak dizisi ile tanınan Konağa gidiyoruz.

Asmalı konakta öğle yemeği yiyoruz. Açık büfe olduğundan yemekleri sırayla gidip alıyoruz. Yemekler fenadeğil genellikle bilindik şeyler var tavuk, köfte vs salata ise güzel. Bizim için hazırlanmış yerlere yöneliyoruz, sabah otelde tanıştığımız çift ile aynı masada oturup sohbet ediyoruz, sohbet oldukça keyifli turun kalında birbirimizin fotoğraflarını çekerek yeni bir arkadaşlığın temellerini atıyoruz ki bu arkadaşlık tur sonrası İstanbul’a döndüğümüzde de devam ediyor. Yemekte karşımıza yaşlı bir çift oturuyor aslında yaşlı demek onların enerjisine haksızlık olur orta yaşlı desek daha doğru. Sürekli alışveriş yapıyorlar ve alışveriş torbalarını da eşi taşıyor bir yandan da bize şaka ile karışık ” Hanımlar alış veriş yapar, beylerin vazifesi ise onları taşımaktır ” diyor. Birçok ülke gezmişler İtalya anılarını anlatıyorlar, uzun zaman önce gittiklerinden ama kısa zamanda yeniden gitmek istediklerinden bahsediyorlar. O kadar sevimliler ki onlara bakıp keşke ben de yaşlandığımda onlar gibi olabilsem diye içimden geçiriyorum. Pozitif enerjilerini hissedebiliyorsunuz, güzel bir sohbet eşliğinde devam eden yemek bittiğinde Asmalı Konağı ve odalarını geziyoruz bir yandan da dizi çekilirken yaşanan olaylar anlatılıyor. Diziyi takip etmediğim için bana Seymen ağa ve Bahar oldukça uzak gelse de Konağın içinde ki fotoğraflarını gördüğüm zaman hayalimde bir şeyler canlanıyor. Yatak odaları, mutfağı içinde dizi çekilirken kullanılan eşyaların bir kısmı hala muhafaza edilmekte, tabi ki bizde her köşesini fotoğraflamaktan geri kalmıyoruz.

Asmalı Konak gezisinden sonra Uçhisar kalesi ve Güvercinlik vadisini görmek için yola çıkıyoruz. Uçhisar kalesi bölgenin en yüksek içinde yerleşimi. 1950 yıllarına kadar bu kale gibi yüksek, içi oda oda oyulmuş peribacasında yaşam sürüyormuş. İçinde 3 tane mezar odası var, ilk zamanlarda Hıristiyanların saklanma yeri olarak kullanılmış. Mezarlar çok küçük olduğu için burada cücelerinde yaşadığı rivayet edilirmiş. Burası güvercinlik vadisini de görebildiğiniz manzarası çok güzel bir yer. Uçhisar kalesine tırmanış biraz uzun sürüyor tahta merdivenler, yer yer ise kayaların oyulması ile yapılmış merdivenlerden, çeşitli oyukların içinden girip çıkarak kalenin üstüne tırmanıyoruz. Rehberimizin bölgeye hakim bu noktada bir süre anlatımları devam ediyor göreme bölgesini nereleri gezeceğimizi kabaca buradan gösteriyor. Fotoğraf makinemi çıkartıyorum anlatımlar devam ederken her zaman ki gibi gruptan uzaklaşarak fotoğraf çekmeye başlıyorum. Yükseklik korkum zaten had safhada ve burada korkulukta olmadığından kenarlara fazla yaklaşmamaya dikkat ederek dolaşıyorum. Kale değimiz oyuntularla dolu bu peribacasının her yeri deyim yerindeyse delik deşik. Yürürken ayağım sürekli çukura girip duruyor etrafa bakarken birkaç kere ayağımı burkmaya ramak kalıyor. Dikkatli olmak gerekir, öğle vaktinde tırmandığımız için hava çok sıcak yanınızda şapka yoksa başınıza güneş geçebilir. Yanınızda su bulundurmanızı tavsiye ederim. Çok yoruluyorum ama manzara buna değiyor etrafı seyrettikten sonra aşağı iniş başlıyor.

Buradan güvercinlik vadisine geçiyoruz, zaten çok yakın olduğu için fazla zaman almıyor. Burada hediyelik eşya satanyerler var ve meşhur nazar boncuklu ağaçta üzerinde bolca güvercini ile burada bulunuyor. Neden mi meşhur dedim çünkü kim gitse ağacın yanında fotoğraf çekiliyor tabi ki bende bu furyadan geri kalmıyorum ağacı, etraftaki onlarca güvercini fotoğraflıyorum. Bahsetmiş miydim bilmiyorum ama burada güvercin beslenmesinin sebebi bölgenin tüflü yapısından dolayı toprağın verimsiz oluşu ve ekilip biçilebilir hale getirmek için ilk Hıristiyanlardan bu yana güvercin gübresi kullanılırmış bunu elde etmek içinde dağlarda birçok güvercin oyukları var buraya tahtalardan yuva yapılırmış buradan topladıkları gübreleri de toprağın verimini artırmak için kullanırlarmış. Güvercinler, rengarenk gökkuşağı gibi üzerimizden geçerken onlar gibi özgürce uçma düşüncesi sarıyor belleğimi. Bir süre dinleniyoruz burada da yapılacak fazla bir şey yok o nedenle Göreme açık hava müzesine gidiyoruz.

Açıkhava müzesi girişi önünde rehber anlatımlarına başlıyor. Bu bölge Aziz Basil tarafından 4 yy civarı dini bir eğitim merkezi olarak kurulmuş. Girişte bizi ilk karşılayan yapı rahibeler manastırı. İçinde yemekhanesi, şapeli, mutfağı bulunan büyük bir yapı. Karşısında ise rahipler manastırı mevcut. Odalar birbirine tüneller yardımı ile bağlanıyor. Yine hemen girişte Aziz Basil şapeli mevcut. Yürümeye devam ediyoruz Elmalı kiliseyi görüyoruz elmalı denmesinin sebebiburadaki resimli betimlemelerden birinde melek Mikail’in elindeki yuvarlak kürenin elmaya benzetilmesidir. Kiliselerdeki resimlerin çoğu birbirine benziyor, Meryem’in bir ahır içinde İsa’yı doğurmasını anlatan İsa’nın doğum sahnesinde bir bebek ve başında bekleyen iki öküzün nefesi ile onu ısıtmaya çalışması tasvir edilmiş, diğer sahnede eşek sırtında Kudüs’e girişleri ve vaftizci Yahya’nın Ürdün nehri kenarında İsa’yı vaftiz edişi var. Genel olarak aklımda kalan sahneler bunlar ama en güzel çizimler bana göre Tokalı kilise içinde olanlar, hem renkleri hem de büyüklüğü bakımdan buradaki resimler beni daha çok etkiliyor nedense. Kilisede mavi renkler ağırlıkta, kilise 4 bölümden oluşuyor . Bunlardan tek nefli olanı Eski Kilise. Nef nedir kısaca açıklayayım; eski kiliselerde binanın ana aksi yönünde devam eden koridorlardan her birine verilen isim. Yeni Kilise, Eski Kilisenin altında. Yeni Kilisenin kuzeyinde Yan Şapel bulunuyor. İnternetten aldığım bilgileri burada da paylaşmak istedim. Tokalı kilisede eski şapel yıkılıp yenisi yapıldıktan sonra duvarlarda şu resimler çizilmiş; Tonozun ortasına aziz tasvirleri, sağ kanadına da; Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Beytüllahim’e yolculuk, Doğum sahneleri; sol kanattaki üst panelde; Elizabeth’in takip edilmesi, Vaftizci Yahya’nın görevlendirilmesi, VaftizciYahya’nın kehaneti, İsa’nın Vaftizci Yahya ile buluşması, Vaftiz sahnesi, Kana’nın düğünü; sol kanattaki orta panelde, Ekmeklerin ve balıkların çoğaltılması, Havarilerin görevlendirilmesi, Kör adamın iyileştirilmesi, Lazarus’un diriltilmesi; sağ kanattaki alt panelde; Kudüs’e giriş, Son Akşam yemeği, İhanet, İsa Platus önünde, sol kanattaki alt panelde; İsa Golgota yolunda, İsa’nın çarmıha gerilmesi, İsa’nın çarmıhtan indirilmesi, İsa’nın gömülmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa’nın cehenneme inişi, İsa’nın göğe yükseliş sahneleri bulunmakta. Bu panelin altında aziz tasvirleri; Girişin üstünde ise başkalaşım sahneleri yer almakta. Kilise içinde yine aydınlatma olmadığından fener eşliğinde rehberimizi dinliyoruz ve aynı anda boynumuz tutulsa da tavandaki resimleri incelemeye çalışıyoruz. Genel olarak Kiliseler oldukça tahrip edilmiş, eskiden bu bölge İstanbul’a ulaşmak için geçilmesi gereken bir geçit olduğundan sürekli uğrak noktası durumundaymış. Dolayısıyla geçen kişiler ya da ordular tarafından sürekli tahribata uğramış. Göreme açık hava müzesi gezimiz sonrasında Türk gecesine hazırlanmak için otele geri dönüyoruz.

Türk gecesinin yapılacağı mekan güzel, beğeniyorum. Geniş bir alanda ortasında yuvarlak bir sahne var sahne gösteribaşladığında 1 m kadar yükselip herkesin görebileceği bir seviyeye geliyor. Önce semah başlıyor bunun için semazenler siyah bir pelerin ile ney eşliğinde sahneye geliyorlar. Başlamadan önce hepsi hocalarının elini öpüyor ve birbirlerine selam veriyorlar. Semah başladığında dünyevi duygulardan kurtulmak adına siyah pelerinlerini çıkartıyorlar hocaları hariç. O aralarında dolaşarak semah sırasında birlerine çarpmalarını engellemek adına yönlendiriyor. Huzuru bozmamak adına salonda servis duruyor ve çatal bıçak kullanıp gürültü yapmak yasak. Etraftaki turistler büyük bir ilgi ile izliyorlar. Semahtan sonra ise halk oyunları başlıyor, en başında ufak bir gösteri yapılıyor bir damat tıraşı ve gelin alma olayı oldukça komik bir şekilde sahneleniyor. Halk oyunlarından sonra ise bütün erkeklerin merakla bekledikleri an geliyor ve sahneye dansöz çıkıyor. Ufak bir hayal kırıklığı yaşadıkları yüzlerinden hemen belli oluyor. Dansöz ortamı eğlendirmek için bir kaç turist alıp sahnede dans etmesini öğretiyor kıvıramayan erkekler oldukça güldürüyor bizi. Hele bir japon var ki kendini yerden yere atıyor ve bizde gülmekten kırılıyoruz. Gecenin sonuna doğru ise herkes piste çıkıp bir güzel kurtlarını döküyor. Gece yarısına doğru çok eğlenmiş olarak otele yüzümüzde kocaman bir tebessümle geri dönerken otobüste kıvrak müziklere eşlik ederek geceyi bitiremeyenleri izliyoruz. Çok yorgun olduğumdan hemen uyuyorum.

 Fotoğraflar için OBJEKTİFİMDEN sayfasına git…

Yazıyı paylaşın