Gezente.com

Halfeti – Gaziantep

Çingene Kız

Sabah kahvaltımızın ardından Adıyaman’dan ayrılıyoruz, Birecik’e doğru yola çıkıyoruz.Arkadaşımın durumu kötü kahvaltı yapamıyor. İlaçlarla zoraki yolculuk ediyor. Halfeti’ye ulaştığımızda burada bir tekne turu bizi bekliyor. Hava oldukça güzel tam bir bahar havası, herkes teknede yerini aldıktan sonra müzik ve çay eşliğinde çok yakında tamamen sular altında kalacak olan bölgeyi turluyoruz. 45 dakika kadar dolaştıktan sonra geri dönüyoruz. Birkaç hediyelik eşya satın alıyoruz ama bu noktada doğru düzgün hediyelik eşya satan bir yer yok fiyatlarda biraz pahalı gibi. Tekne turu ardından Kelaynak kuşlarını görmek için yola çıkıyoruz.

Nuh peygamberin bereket sembolü olarak gemisine aldığı Kelaynak kuşları şuanda sadece Nil nehri kıyısında ve Birecik’te yaşıyorlarmış. Parka girdiğimizde bizi bir görevli karşılıyor ve rehberin anlatımları ile kuşlar hakkında bilgi alıyoruz. Kuşların sayısı azaldığı zamankafeslere alındıklarını ve orada üremeleri sağlanıp belli bir sayıya ulaşmadan kafeslerden çıkarılmadıklarını söylüyor. Nesli tükenmekte olan hayvanlar için oldukça ciddi önlemler alınıyormuş neredeyse elleriyle beslediklerini anlatıyor görevli bize. Her bir kuş üzerine cip yerleştirdiklerini ve böylece göç zamanı geldiğinde kuşların gittikleri rotaları belirleyebildiklerini bu sayede kuşlar hakkında oldukça geniş bilgiler edindiklerini anlatıyor. Kuşlar eğer göç bölgesinde fazla fire verip ölür ya da hastalanırsa yine kafeslere yerleştiriliyormuş. Her biri bir çocuğa bakılır gibi özenle yetiştiriliyor. Bu konuda gösterdikleri hassasiyet karşısında şaşırıyoruz. Ülkemizde bir şeylere değer verilmesine pek alışkın değiliz nede olsa. Kuşları bir süre izledikten sonra Doğunun Paris’ i denen Gaziantep’ i görmek için yeniden yollara koyuluyoruz.

Gaziantep’e vardığımızda önce öğle yemeği için bir restorana geçiyoruz. Bu arada yöreseltatlardan tattıktan sonra arkeoloji müzesine gidiyoruz. Müze çok güzel, mozaikler birbirinden renkli ve doğal o kadar güzel yapılmış ki o dönemdeki sanatçıların yeteneklerine hayran kalmamak mümkün değil. Ünlü mozaik Çingene kızı sanki bize göz kırpar gibi bakıyor bir süre önünde oyalanıyor sonra diğer mozaiklere bakmaya gidiyor ama gene dönüp dolaşıp Çingene kızının önüne geliyorum. O mozaikte sanki herkesten bir şeyler var anlatmak isteyipte anlatamadığı ne acaba diye düşünüyorum. Müzenin içerisinde çok fazla eser var hepsi de çok güzel, uzun bir süre içeride oyalanıyorum. Arkadaşım iyileşemediği için otele gidiyor. Gezinin kalan kısmında yalnızım, buradan sedef atölyelerinden birine gidiyoruz bir usta, yanımızda bir sedefi makinede göz kararıyla yontarak işlenmiş hale getiriyor ve yontulmuş tahta içindeki yerine yerleştiriyor. Bunu yaparken sadece göz kararını kullanıyor bunu nasıl başardığını soruyorum. Uzun yıllar bu işte çalıştığını ve artık gözü kapalı bunu yapabileceğini söylüyor. Ustanın maharetli ellerinden çıkan birbirinden güzel sedefli eşyalara bakıyoruz, atölyede aynı zamanda satışta yapılıyor. Sandıklar, taraklar, aynalar, koltuklar.. Akla gelebilecek birçok eşya üzerinde sedef işlerini görmek mümkün hepsi de birbirinden güzel. Buradan çıkıp uzaktanda olsa Gaziantep kalesini görüyoruz ve çarşıda serbest zaman. İlk işim bakırcılar çarşına gitmek oluyor orada dolaştıktan sonra Kapalı çarşıya benzeyen çarşısını geziyorum oradan çeşitli baharatlar, kurutulmuş biberler, patlıcanlar alıyorum. Tabiki Gaziantep baklavası almadan gitmek olmaz. Bölgenin en güzelbaklavalarının yapıldığı söylenen dükkana girip uzun yolda taşımaya elverişli kuru baklavadan birkaç kutu alıyorum. Kendimde orada oturup tadına bakmadan duramıyorum elbette. Kuru baklava bence mükemmel olmuş 15 günde bozulmadan saklanabiliyormuş. Mutlaka almalısınız hatta birkaç kutu alın döndüğünüzde daha fazlasını alsaydım keşke diyeceksiniz. Ben fıstıklısından alıyorum. Kuru baklavanın normal baklavadan farkı şerbet içinde yüzüyor olmayışı. Alışverişi tamamladıktan sonra güzel fakat yorucu bir gün ardından otele geri dönüyoruz.

Fotoğraflar için OBJEKTİFİMDEN sayfasına git…

Yazıyı paylaşın