Gezente.com

Kariye Müzesi

İstanbul; Tarihin en büyük şehirlerinden biri. İçinde yüzlerce gezilecek mekan barındıran tarihin kokusu üzerine sinmiş, boğazından geçen gemileriyle, kayıklarıyla, keşmekeş trafiği ve insanlarıyla, karmaşanın ortasında yinede onu dinlemesini bilene huzur veren bir yaşam kenti. İstanbul hakkında yazılan o kadar çok yazı, bestelenen o kadar çok şarkı var ki okumaya da dinlemeye de doyamazsınız. Dolaşmakla bitirilemeyecek kadar büyük bir şehir. Bir hafta sonu fotoğraf makinem ile müzeleri gezmek için kendimi yine yollara vuruyorum. Bu sefer müzeler listesinde daha önce hiç gitmediğim meraklısı olanın bildiği ama çoğu insanında bilmediği bir yere gitmeye karar veriyorum. Fatih semtine doğru yol alıyorum.

Kariye (Chora) Kilisesi, 6. yüzyıldan başlayan bir hikayeye sahip, küçük ama çok güzel bir kilise. Osmanlı döneminde  ve 20. yy ikinci yarısında onarımlardan geçmiş, Hz. İsa Peygambere adanmış bir kilise. İlk önce manastır olarak 534 yılında Justinianus döneminde Aziz Theodius tarafından yapılmış. Daha sonra 11. yüzyılda 1. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Doukaina tarafından yeniden inşa ettirilmiş. 1204-1261 yıllarındaki Latin istilasinda harap olan manastır Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarılmış. Wikipedia dışında çeşitli kaynaklardan müze hakkında bir kaç yazı alıyorum elime bu yazıları okuyarak müzeye kadar geliyorum. Müze, ara sokaklardan geçilerek ulaşılan, çınar ağaçlarının gölgesinde gördüğünüzde sizi oldukça şaşırtacak kadar korunmuş bir yapı.

Müzenin giriş kapısının karşısında kahvaltı da yapabileceğiniz büfeler ve restoranlar var. Sabah erkenden yola koyulduğumuz için acıkıyoruz. Bir şeyler yemeğe karar veriyoruz. Restoranda sabah neminden nasibini almamış bir sandalye bulmaya çalıştıktan sonra oturuyoruz. Turist kafileleri gelmeye başlıyor, turistlerin benden önce burayı keşfetmiş olmasına biraz bozuluyorum. Rehberleri önce mekan hakkında onlara bilgi verdikten sonra içeri giriyorlar. Bizde kahvaltımızı yaptıktan sonra kapıya doğru gidiyoruz. Elimizde müze kartımız var, müze kartı olanlar extra ücret vermeden içeri girebilirler. Müze kartı olmayanlara ise almalarını tavsiye derim. Müze kart yetişkinler için 20 tl, indirimli ise 10 tl. Müze kart ve Yabancı turistler için hazırlanmış Museum Pass hakkında bilgi almak isterseniz. http://www.muzekart.com/tr/muzekart sitesini ziyaret edebilirsiniz. Müze girişindeki turnikelerde müze kartımızı okuttuktan sonra bahçesine giriyoruz. Rengarenk çiçeklerle bezeli, ağaçlıklı bir yol üzerinden kiliseye giriyoruz. Müze ile ilgili çok detaylı tarihsel bilgiler okumak isterseniz. http://kariye.muze.gov.tr/tr/muze/genel-bilgi/mimarisi_16.html Linkine tıklayarak resmi web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Hepsini okumayı göze alamayanlar içinde ben kısaca bahsedeyim. Kilisenin ana yapısı, Yunan haçı planlından oluşturulmuş. 16 penceresi var ve bu pencereler sayesinde içeri bolca gün ışığı girebiliyor. Kilisede Bizans döneminde oldukça sık kullanılan mozaik ve fresko süsleme teknikleri kullanılmış. Fresko, suda ezilerek eritilen boyanın yaş sıva üzerine sert ve uzun kıl fırça yardımıyla uygulanma sanatıdır. Mozaik ve freskolarda Hz. İsa ve Meryem’in yaşayışları, eski ahitten alınmış tarihi bilgilerle oluşturulmuş mahşer günü, diriliş, son yargı gibi sahneler yer alıyor.

Kilise camiye dönüştürüldükten sonra bütün bu mozaik ve freskoların üzeri beyaz badana ile kapatılmış. Belki de kapatmaları iyi olmuş çünkü günümüze kadar bu sayede zarar görmeden eski canlılıkları ile ulaşabilmişler. Müzeye dönüştürüldükten sonra yeniden temizlenerek gün ışığına çıkarılan süslemeler bakıldığında sanki dün yapılmış gibi bir izlenim veriyor. Müze Çarşamba günleri hariç her gün açık. Yazın; 9:00- 19:00 arası, Kışın ise; 09:00- 16:30 saatleri arası açık.

Küçük bir kilise olduğu için burada 1 saat vakit geçirmeniz yeterli olacaktır.  İçeride bol bol fotoğraf çekiyorum duvarlarını, mozaiklerini tek tek inceleyerek bu güzel mekanı iyice belleğime kaydediyorum. Saatler ilerledikçe turist kalabalığı artmaya başlıyor. Etrafta insanlar çoğaldıkça fotoğraf çekmekte güçleşiyor. Birazda müzenin bahçesinde zaman geçirmek için dışarı çıkıyoruz. Bahçesinde yeşillikler, çiçekler, ağaçlar, rengarenk güller var. Etrafın sessizliği içinde kendimizi dinliyoruz… Kariye müzesi gezisini tamamladıktan sonra Balat sokaklarında biraz dolaşarak Balat’ın o renkli yaşamını içinde bende semtin insanları arasında kaybolup gidiyorum. Eğer sadece bu müzeyi gezmek için Fatihe kadar geldiyseniz buradan ayrılmadan çok yakınlarda olan Fethiye Müzesini de gezmenizi öneririm. Fethiye müzesi hakkında anlatacaklarımı da bir sonraki yazımda bulabilirsiniz.

Fotoğraflar için OBJEKTİFİMDEN sayfasına git…

Yazıyı paylaşın