Gezente.com

Gent Gezi rehberi-Belçika’da Bir Rüya Şehir

Lei Nehri Köprüsünden Manzara
← → Önceki ve sonraki yazılar için okları kullanın

Gent bizim Belçika’nın 4. gittiğimiz şehri ve hiç şüphesiz güzellikte Brugge ile kapışır. Eğer hangisine gitmeli derseniz hem Brugge hem de Gent’i kesinlikle görmenizi öneririm. Antwerp şehrini gezdikten sonra (Antwerp gezi yazısını okumak için tıklayın) Antwerp tren garından sabah Gent’e gitmek için  trene biniyoruz tren yolculuğu 45 dk- 1 saat arası  sürüyor.  Rahat bir yolculuktan sonra Gent tren istasyonuna ulaşıyoruz.

Seyahatlerim sırasında artık Vlogta çekiyorum ve Youtube kanalımda yayınlıyorum. Tüm tatilimizi çektiğim vloglarımı ve daha sonra yapacağımız gezilerimizi izlemek için Youtube Kanalıma Buradan  tıklayarak abone olabilirsiniz. Youtube kanalımın adı da : Gezente.

Gent Vlogumu aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz.

Şehir merkezine gitmek için istasyonun hemen dışında bulunan bilet makinelerinden bilet alıp hemen tren garının karşısından kalkan 1 nolu tramvaya binerek 5-10 dakika sonra Korenmark durağında iniyoruz. Şehri gezmek için bu durakta inmenizi öneririm çünkü tüm gezi noktalarının merkezi. İsterseniz buraya Dampoort Station tren istasyonundan otobüs ile de gelebilirsiniz bunun için 3, 17, 18, 38, 39 otobüslere binmeniz yeterli. Biletleri otomatlardan almanızı öneririm şöförlerden de alabiliyorsunuz ama nerdeyse 2 katı ücret ödemek zorunda kalırsınız.   Yürümek isterseniz de ortalama 30 dakikada gelebiliyorsunuz.

Korenmarkt,  Buğday marketi anlamına geliyor, ismini tahıl ticareti yapılırken buranın buğday depolama merkezi olmasından alıyor. Meydan St. Nicholas Kilisesi ile Lei Nehri arasında kalıyor. Bu meydanda durakta inince hemen karşımızda St Nicholas Kilisesi‘ni görüyoruz, hemen yanındaki Belfry Çan kulesi sağ tarafta ileride gördüğümüz ise St Bavo Kilisesi.

St Nicholas Kilisesi'

St Nicholas Kilisesi’

Gent Manzarası

Gent Manzarası

İndiğiniz yerden karşıya geçeden 3 kiliseyi de kadraja alabileceğiniz bir açı yakalayabilirsiniz. Buradan önce St Nicholas Kilisesi’ne gidiyoruz. Kilisenin içi yine kapalı olduğundan giremiyoruz ama bir kısmında bit pazarı tarzı bir yer kurulmuş burada vintage kıyafetler, vintage eşyalar satılıyor. Biraz dolaşıp Belfry Çan Kulesine gitmek için çıkıyoruz.

Belfry Çan kulesi

Belfry Çan kulesi

Belfry Çan kulesi’ ne gidiyoruz. 1313-1380 arasında inşa edilen, daha sonra eklemeler yapılan ve şehir tarihinde kilit rol oynayan bir çan kulesi. Yıllar içinde çeşitli amaçlar için kullanılmış bu kule bir ara gözetleme kulesi, bir ara depo olarak kullanılmış. İçinde şehri simgesi olan ejderha heykeli bulunuyor. 

91 metre yüksekliğindeki Çan kulesine giriş ücreti:9 euro. Biletlerimizi aldıktan sonra bir kat yukarı merdivenlerden çıkarak asansöre ulaşabiliyorsunuz. Daha sonra 3 kat yukarı çıktığınızda şehri çok güzel bir manzara ile görebileceğiniz balkonlu kısıma geliyorsunuz. Burada kule etrafında dönerek şehrin tamamına yukarıdan bakma imkanı buluyorsunuz. Manzara çok güzel buraya kadar gelmişseniz çıkmanızı öneriyorum. Çan kulesini ziyaret saatleri 10:00 ile 18:00 arası.

St. Bavo Katedrali

St. Bavo Katedrali

St. Bavo Katedrali

St. Bavo Katedrali

St. Bavo Katedrali

St. Bavo Katedrali

St. Bavo Katedrali

St. Bavo Katedrali

Çan kulesinden indikten sonra St. Bavo Katedraline (Sint  BaafsKathedral)gidiyoruz. Kutsal Roma İmparatoru V. Charles’ın vaftiz edildiği, Van Eyck’in Gent Altar Panosu eserine sahip kilise. Katedral dışarıdan bana çok ilginç gelmese de içine girdiğimizde büyüklüğü ve detaylarını görünce hayranlık duyuyoruz. İçerisi öncelikle gerçekten çok büyük, bir çok bölüme ayrılmış ve her bölümde inanılmaz detaylı heykeller ve beni çok şaşırtan bir de iskelet görüyoruz.  Katedral, aralarında Peter Paul Rubens‘in de bulunduğu birçok saygın ressamın eserlerine ev sahipliği yapıyor. Ancak aralarındaki en önemli eser Van Eyck Brothers‘ın yaptığı The Adoration of the Mystic Lamb (Ghent Altarpiece) adlı eser. Katedrale ücretsiz giriş yapabilirsiniz, ancak bu eseri görmek için 4€’yu gözden çıkarmalısınız.

Vosken Restorant

Vosken Restorant

Katedralden çıkınca meydanda bulunan Vosken isimli bir restoranda  yemek yiyoruz. Lazanya, 2 spagetti ve içecekler için 46 euro ödüyoruz. Buradaki en kötü şey servis çok yavaş hatta aşırı yavaş. Menü istemek, yemeklerin gelmesi hatta hesap ödemek işkence. Sadece hesap ödemek için 30 dakikadan fazla bekledik bu süre içinde defalarca farklı garsondan hesap istedik. Yemeklerde eh işte diyebilirim. Gent’te bir kaç yerde birşeyler yedik hepsinde servis çok yavaş buna hazırlıklı gidin. Oturduğunuz zaman yemekler gelince hesap isteyin siz kalkıncaya kadar ancak gelir. Ben garson kıza dönerken treni kaçırabiliriz dediğim halde yavaştı herşey.

 Van Eyck Brothers anıtı

Van Eyck Brothers anıtı

Katedralin hemen arkasında Van Eyck Brothers anıtı bulunuyor. Ressam’ın en bilinen tablolarından biri Arnolfinilerin Düğünü isimli tablosu derinlik algısıyla beni çok etkilemiştir her zaman. Yağlıboya tekniğini en iyi geliştiren ressam olarak bilinir, erken dönem flaman okulunun en önemli temsilcilerindendir. Seyahat etmenin en güzel yanı kitaplardan bildiğimiz sanatçılarının doğduğu yerlerde gezebilmek, çoğu zaman yaşadıkları evlerini ziyaret edebilmek, tablolarını yakından görüp detayları karşısında bir kez daha büyülenmek sanırım. O ortamlarda bulunmak her zaman beni çok etkiliyor, kendimi ortaçağa ışınlayıp o dönemlerde yaşamış gibi hissediyorum. Hayal kurmak güzel şey :)

Yürümeye devam ettiğimizde Belediye Binasının arkasından geçiyoruz. Belediye binası dış cephesinde öyle güzel işlemeler var ki, her bir detay sizi kendine uzun süre baktırıyor. Bizim düz beton yığını binalarımızı ötesinde hepsinde bir ince işçilik, bir sanat eseri havası olması çok güzel. Keşke bizim de yeni binalarımızda eski Selçuklu mimarisinde kullanıldığı gibi böyle dantel gibi işlemeler olsa çok daha güzel olurdu. Ben selçuklu dönemi mimarisini de çok beğeniyorum çok güzel taş işlemeciliği var yaptıkları yapılarda. Geçen yıl Sivas gezimizde Çifte Minareli Medreseden çok etkilenmiştim.

Castle of Gerald the Devil

Castle of Gerald the Devil

Buradanda Gent’in önemli kalelerinden biri olan Castle of Gerald the Devil’a doğru yürüyoruz. Burası bir kale, şehri ve limanı korumak için 13. yüzyılda inşa edilmiş. İsmini de Geeraard Vilain adındaki bir şövalyeden alıyor, Devil ise bu kişinin lakabı. İnşa edildikten sonra kale birçok amaç için kullanılmış. Manastır da olmuş, okul da, hapishane de. Kaleye giriş mümkün değil, ama kendisini görmek dışarıdan da olsa güzel.

Buradan gezimizin başlangıç noktası olan Korenmarkt Meydanın yakınındaki Lei nehrinin üzerindeki köprüye geliyoruz. Buradan kesinlikle üç kilisenin de kadraja alınabileceği çok güzel bir manzara var. Akşam üstü daha gün batımı saatlerine doğru renkler daha güzel oluyor. Vaktiniz varsa o saatlerde buradan fotoğraf çekmeye çalısın derim ama popüler bir Turistik nokta da olduğundan her daim oldukça kalabalık bunu da unutmamak gerek. Köprüden geçince hemen ileride şehrin diğer kilisesi St. Michael Kilisesi bulunuyor. Biz gittiğimizde kilise kapalı olduğundan içeri giremedik.

Lei Nehri Köprüsünden Manzara

Lei Nehri Köprüsünden Manzara

Nehrin kenarında boylu boyunca giden cadde Kraanlei Caddesine geliyoruz. Bura evler ve manzara çok güzel. Aynı zamanda nehir gezintisi yapabilmeniz için de tekne turları bulunuyor. Biz katılmadık ama sizin vaktiniz varsa bakın derim.

Kraanlei Caddesi

Kraanlei Caddesi

Kraanlei Caddesi

Kraanlei Caddesi

Kraanlei Caddesi

Kraanlei Caddesi

Kraanlei Caddesi

Kraanlei Caddesi

Cadde boyunca manzaranın keyfini çıkartarak nehrin kenarında dolaşıp bol bol fotoğraf çekiyoruz. Buradan sonraki durağımız ise Gent’n diğer önemli kalesi olan Gravensteen (Kontlar) kalesi. Etrafı hendeklerle çevrili olan 10. yy dan kalma kale içine de bilet alıp girebiliyorsunuz. Giriş 10 euro.

Gravensteen (Kontlar) kalesi

Gravensteen (Kontlar) kalesi

Gravensteen (Kontlar) kalesi

Gravensteen (Kontlar) kalesi

Buradan biraz ilerideki The House of Alijn‘e gidiyoruz ama kapanış saatine denk geldiğimizden içeri tam dolaşamıyoruz. 20. yüzyılın günlük yaşamını ve günümüze olan evrimini iyi bir şekilde anlatan bir müze. Odaların herbiri kendi atmosferini yaratmış. Tarihi bizzat odalarda yaşıyorsunuz. Zamanın ruhunu yaşayabileceğiniz evlerden biri olan Alijn Evi’nde kendi döneminde kullanılmış sıradan eşyalara rastlayabilirsiniz. Nehir kenarında güzel bir yapı olan The House of Alijn‘in iç avlusunda bulunan piknik masalarına oturarak ortamın tadına varmak lazım. The House of Alijn normalde 6€, CityGent Card varsa ücretsiz giriş yapabilirsiniz.

The House of Alijn

The House of Alijn

Buranın tam karşısında ise Dulle Griet (Kadın Şeytan) isimli 5 metre uzunluğunda 12,500kg ağırlığında kocaman kırmızı bir top ile karşılaşıyorsunuz.

Dulle Griet Kadın Şeytan)

Dulle Griet Kadın Şeytan)

Biraz dinlendikten sonra benim Gent’te en sevdiğim yerlerden biri olan Patershol ‘e gidiyoruz, burası şehrin en fotojenik bölgelerinden biri sevimli evler,cafeler, tam fotoğraflık yerler. Mutlaka listenize not alın bu bölgeyi.

Patershol

Patershol

Patershol’de dolaşıp fotoğraf çekildikten sonra da Friday Market (Vrijdagmarkt) e gidiyoruz. Burası Gent’in ana meydanlarından biri. Bolca cafe ve restoranın bulunduğu  bu meydandaki mekanlar eskiden esnaflar birliğine ait localarmış.

Friday Market

Friday Market

Meydanda aynı zamanda  Gent’in bilgelerinden Jacob van Artevelde’nin heykeli bulunuyor. Bu aydın 100 yıl savaşlarında İngiltere’den yana tavır takınmış bunun üzerine de bu alanda öldürülmüş.

St. Jacobs Kilisesi

St. Jacobs Kilisesi

St Jacobs Kilisesi

St Jacobs Kilisesi

Biraz daha yürüdüğümüzde ise karşımıza St. Jacobs Kilisesi çıkıyor. Kilisenin içine girdiğimizde bir ayinle karşılaşıyoruz.

St. Jacobs Kilisesi

Korenmarkt Meydanı

Gent’te yaptığımız bu günübirlik gezide şehrin neredeyse heryerini gezmiş oluyoruz. Bu nedenle bence 1 gün ayırmanız yeterli. Biz dolaştıktan sonra Tren saatimiz yaklaştığı için Korenmarkt Meydanı‘na yemek yemek için geri dönüyoruz. Burada tavuk ürünleri ağırlıklı bir menüsü olan bir restoranda yemek yiyoruz.

Korenmart Meydanında Yemek

Korenmart Meydanında Yemek

Son yemeğimizi de yedikten sonra Trene binmek için yeniden tren garına gidiyoruz. Geldiğimiz gibi aynı tramvay ile geri dönebiliyorsunuz. Bizim gecelememiz yine Antwerp’te olacak. Yarın ise Antwerp’ten ayrılarak gezimizin Belçika bölümüne veda ederek Almanya’ya geçeceğiz. Burada da birkaç şehir gezmeyi planlıyoruz. Bu geziler için heyecanlanıyoruz. Almanya yazılarımda görüşmek üzere.

← → Önceki ve sonraki yazılar için okları kullanın

Yazıyı paylaşın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twelve − 10 =

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>