Gezente.com

Bursa’nın Ayasofyası; Ulu Cami

Ulucami
← → Önceki ve sonraki yazılar için okları kullanın

Bursa’ya gelip Ulu Cami‘ye uğramamak olmazdı. Manzaraya hakim bir yerden önce bir süre etrafı seyrediyorum. Daha sonra aşağı doğru inerek Cami’ye gidiyoruz. Cami’nin yapılmaya karar veriliş hikayesi şöyle; Yıldırım Beyazıd Niğbolu savaşı öncesinde savaşı kazanmak için Allah’a yalvarır. Savaşı kazanırsa 20 Cami yaptıracağına dair dua eder.  Ancak savaşı kazandıktan sonra Camilerin yapımına başlanılacağı sırada damadı Emir Sultan’ın önerisi ile Beyazıd 20 kubbeli tek bir Cami yaptırmaya karar verir. 1396-1400 yılları arasında yapımı tamamlanır.

Ulucami

Ulucami

Cami Osmanlı İmparatorluğunun ilk Camii Kebir’i ve kapalı namaz kılma alanı bakımından Türkiye’nin en büyük camisi.  3 ana kapısı bulunuyor birde  1740 yılında açılan 200 yıldan fazla kullanıldıktan sonra kapatılan, Hünkar Kapısı olarak adlandırılan 4. kapı var. Caminin batı minaresi cami sırasında yapılmış ama cami duvarları üzerinden değilde hemen yan tarafında yerden yükseliyor, doğu minaresi ise o dönemde burada Beyazıd’ın damadı Emir Han’ın ahırları olduğundan saygıda kusur etmeyip yıktırmak yerine sonradan yaptırılıyor. Caminin girişinde yapım yılı ve adı bulunuyor. Kapıdan içeri girip, üzerimize verilen örtüleri sararak dolaşıyoruz. Cami içi gerçekten çok ama çok büyük. İçeride bir şadırvan var ama sadece erkekler girebilir yazdığından uzaktan fotoğraf çekmekle yetiniyorum. Bu şadırvan sonradan eklenmiş ilk eklendiği zaman üzeri açıkmış ve buradan yağan yağmur suları şadırvan havuzunda toplanırmış aynı zamanda

Ulucami

Ulucami

içeriye ışık girmesi de sağlandığından çift yönlü kullanılıyor. Evliya Çelebi 1640 yılında orada bulunmuş, Seyahatnamesinde  şadırvan içinde alabalıkların yüzdüğünden ve fıskiyenin suyunun Allah’a tesbih edercesine 33 ayrı yerden döküldüğünden bahsetmiş. Ayrıca o dönemde üstü açık olan bu alan hava sirkülasyonu sayesinde doğal klima görevi de görüyormuş. Şuan şadırvanın üzeri cam ile kapatılmış durumda, ve bu şekilde içeriye bolca ışık giriyor.

Ulucami

Ulucami

İçeride dolaşırken bize rehberlik eden arkadaşımız duvardaki Vav harfini gösteriyor. Ucunda lale motifi var, Lale süsleme sanatında Allah’ı sembolize ediyor, Vav harfi ise Allah’ın birliğini ifade ediyor. Cami yapımı devam ederken Somuncu baba kapıda ekmek dağıtıyormuş ve bir namaz vakti içeride namaz kılan birini görmüş bu kişinin Hızır Peygamber olduğunu anladığında kolunu tutup bırakmamış kim olduğunu kimseye söylemeyeceğim ama bana her namaz vakti buraya geleceğine dair söz ver demiş. Hızır Peygamber’de kendisine hangi vakit geleceğim bende kalsın ama söz veriyorum her gün geleceğim demiş. Bu inanış nedeniyle özellikle bu Vav harfi önünde namaz kılan bir kalabalık mutlaka oluyor. Bir gün Hızır Peygamber ile beraber namaz kılmak umuduyla buraya gelen bir çok insan var. Bu sırada sanatçı Mahmut Tuncel’in önümüzde olduğunu farkediyoruz yanındaki biri de Vav harfi ile ilgili ona bilgi veriyor. Burada fotoğraf çektikten sonra dolaşmaya devam ediyoruz.

Ulucami

Ulucami

Cami içinde beni en çok şaşırtan yere Mimber’e geliyoruz, beni şaşırtmasının sebebinden bahsedeceğim. Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet tarafından inşa edilen taç kapısı, sert ceviz ağacından inşa edilmiş ve  hiç çivi kullanılmamış. Mimberin kenarlarında ise süslemeler var bu süslemeler uzun süre dikkatlerden kaçmış, son yıllarda yapılan bir inceleme sırasında üzerindeki kabartmaların rastgele yapılmadığı Kainatı temsil ettiği anlaşılmış. Ortada Güneşi temsil eden ve ölçüleri bakımından gerçek ölçeğinin belli bir oranda küçültülmüş hali olan bu kabarma o zamanlar sedefle kaplıymış ve etrafında ise diğer gezegenler tam olarak güneşe uzaklıkları ve büyüklükleri ile doğru orantılı olarak yerleştirilmiş. Mimberin Batı tarafında ise Galaxi sisteminin kabartması yapılmış iki tarafın birleşimi ise Kainat’ı simgeliyor.

Ulucami

Ulucami

O devirde bu kadar detaylı bilgilerin nasıl olunupta elde edildiği ve buraya işlendiği hala çok gizemli. Bu konuda uzman bir araştırmacı bunları yapan sanatkarın yada hamisinin astronomi meraklısı olduğunu söylüyor. Oldukça şaşırtıcı bir durum gerçekten bu tarz gizemli konulara bayılıyorum. Zaten her gittiğim yerde mutlaka bir hikaye, rivayet, olağan üstü olaylar anlatılıp duruyor. Bunların hangisi doğru hangisi yanlış ben de bilmiyorum. Ama hikaye anlatmayı seviyorum, bu nedenle duyduklarımı da yazmak istiyorum. Bana göre tarihi daha ilgi çekici yapan ise bu olağan üstü olaylar. Mimberin detaylarını hem ışık yetersizliğinden hemde akşam vakti namaz kılanları rahatsız etmek istemediğimden çekemiyorum.

Cami içinde normalde fark edilmeyen bir örtü var. Hutbe’nin sağ tarafında yüksekçe bir yerde asılı, bu aslında Kabe’nin örtüsü Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden sonra halife olduğunda Kabe‘nin onarımını da üstlendiği sırada İstanbul’dan gönderdiği yeni örtülerle eskisinin değiştirilmesini sağlamış. Kabe örtülerinden kapı örtüsü ise Bursa’ya gönderilerek Ulu Cami’ye Sultan Selim tarafından bizzat asılmış. Örtü üzerinde bulundan altın işlemeler maalesef yüzyıllarca korunduğu halde son zamanlarda Cami’nin yanlış restore edilmesinden kaynaklı rutubet alması yüzünden eski parlaklıklarını yitirmişler. Sadece parlak ışıkta fark edilen bu işlemeleri bu yüzden göremiyoruz. Evliya Çelebi Ulu Cami için Bursa’nın Ayasofyası demiş ne de güzel söylemiş. Osmanlı İmparatorluğunun başkentliğini de yapmış olan bir kente zaten böylesi bir Cami yakışırdı.

Ulu cami’yi olanca ihtişamıyla bırakıp Bursa sokaklarında dolaşmaya devam ediyoruz…

← → Önceki ve sonraki yazılar için okları kullanın

Yazıyı paylaşın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>