Gezente.com

Roma’ya nasıl gidilir?

vittorio emmanuel anıtı

 19 Eylül 2011 de bizim için çok özel bir tarihte ilk kez yurt dışına çıkacağız. Bunun için önce vize başvurusunda bulunup heyecanla bekliyoruz, bir kaç gün sonra sonucu geliyor, eşime 1 aylık bana ise 6 aylık schengen vizesi veriliyor. Bugüne kadar Türkiye içi gezilerimize genellikle Tur firmalari ile gitmeyi tercih ettiğimiz  için bu geziyi kendimizin planlaması bizim için farklı bir deneyim olacak. Gerçekten çok sıkı hazırlanıyoruz, daha önceden giden arkadaşlarımızdan aldığımız harita,  okuduğumuz onca blog ardından kendimizi gitmeye hazır hissediyoruz. Öncelikle yalnız gitmek isteyenlere tavsiyem mutlaka iyice araştırmaları, gezilecek noktaları önceden belirlemeleri ve hangi gün nereyi gezeceklerini önceden düşünmeleridir. En azından bu bana İtalya’da zaman kaybettirmedi. O kadar çok gezilecek yeri var ki iyi bir planlama ile çok yer görmek mümkün… Bu yazıda benim İtalya gezisi sırasında tuttuğum  günlüğü okuyacaksınız…

Saat 10:30; havaalanındayız Pegasus Havayolları ile gideceğiz, check-in işlemleri için sırada bekliyoruz….

12:00; Uçağımız rötarsız kalkıyor. Check-in sırasında yan yana koltuklar istediğimiz halde eşimle benim koltuklarımız arasında koridor var. Benim yanımda 2 İtalyan turist evine dönüyor. Yol uzun olduğundan Rough Guide Roma kitabımı açıp önceden seçip işaretlediğim gezi noktalarını incelemeye başlıyorum.
13:10; Yanımdaki çift sürekli ne okuduğuma bakıyor, Rome yazısını gördüklerinden beri okuduklarımla çok ilgileniyorlar, kendi aralarında benim hakkımda konuşuyorlar. Yunanistan’ın Kavala şehri üstünden geçiyoruz. Osmanlı döneminde bu kentin öneminin çok büyük olduğunu okumuştum. Bu kadar yükseklikten ise evler nokta kadar görünüyor…

 13:20; Şuan Thesaloniki yani Selanik üstündeyiz. Atatürk’ün doğduğu toprakların üstünden geçiyoruz…
Yemek servisi başlıyor, hosteslerden biri kendisinden daha uzakta olan diğerine tavuk menüsünden istediğini işaret ediyor chicken diyor. Aralarında mesafe fazla olduğundan diğer hostes duymuyor tekrar söylüyor chicken diye, diğeri yine anlamadım dercesine kafasını sallıyor bunun üzerine hostes iki elini koltuğun altına sıkıştırıp küçükken tavuk takliti yaptığımızdaki hareket gibi gıdak gıdak yapıyor ben gülmeye başlıyorum ama taktik başarılı oluyor ve istenen tavuk menüsü getiriliyor…
14:45;  Uçak Roma, Fiumicino-Leonardo Da Vinci Havalimanı’na iniyor ve işte Roma macerası başlıyorrrr….
İlk işimiz saatlerimizi 1 saat geri almak bundan sonraki zaman dilimini İtalya saatine göre yazacağım…

14:24; ”Ritiro bagagli baggage” yazan okları takip ederek 2 kat aşağıya iniyoruz. Bagajları buradan teslim alacağız ama onun öncesinde ”Controllo Passaporti” yazan pasaport kontrol noktasına ilerliyoruz. Burası mahşer yeri gibi kalabalık, telefonu açmaya çalışıyoruz ama malesef Vodafone bu noktada çekmiyor. Kontrol noktasında Avrupa birliği vatandaşlarının geçtiği sırada çok az insan var ama ”diğer ülkeler” yazan bizimde aralarında bulunduğumuz yerde ilerlemek pek mümkün olmadığından  biraz türk usulü kalabalığı yarıp ilerliyoruz. Pasaport  kontrol noktasında  yaklaşık 30 dakika bekliyoruz. Kontrolde polis bize pek bakmadan direk vize sayfasına bakıp damgayı basıyor ve İtalya sınırlarına resmen girmiş bulunuyoruz.
15:15; 8 nolu bagaj alım yerinde Pegasus’u buluyoruz. Burada bir süre bagajlarımızın gelmesi için bekliyoruz, bavulum yuvarlanarak gelirken biraz hasar almış olduğunu görüyorum ama  bunu çok önemsemiyorum.

16:00; bagajları aldıktan sonra Turism İnfo buluyoruz, biz Roma şehir merkezine tren ile geçmeyi düşünüyorduk ama info daki kadın bize shuttle bus olduğunu onunla daha çabuk gideceğimizi ve otelin önüne bırakılacağımızı söylediğinden bizde onun dedİği gibi yapıyoruz. 2 kişi 30 euro, Leonardo Express ise 28 euro imiş. Biz Shuttle Bus’ı tercih ediyoruz. Shuttle Bus’a bindiğimizde şöför bizden adresi istiyor tesadüfen otelin açık adresini Roma rehberi kitabının içine yazmıştım oradan bulup veriyorum, navigasyon cihazına adresi giren şöför teknolojiden yararlanarak yola çıkıyor. Otelimiz Termini’ye (Romanın merkez garajı denilebilir hem otobüslerin hemde trenlerin kalkış noktası) çok yakın.  Yolculuk yaklaşık 30 dakika ile 45 dakika arası sürüyor belki biraz daha fazla…
Otobüste giderken yavaş yavaş şehir manzarası bizi karşılamaya başlıyor. Colesseum’u gördüğümde ”Che bella citta! ” (ne güzel şehir) diyorum. Bu manzarayı izledikçe heyecanım gitgide artıyor. Roma sokaklarında dolaşarak otele gidiyoruz. Otelin kapısının önünde iniyoruz. Burası b&b denen sadece oda-kahvaltı veren ve tabelası bile olmayan bir binanın her katının farklı kişilerce işletildiği bir yer. Kapı numarası doğru ama hangi kata çıkacağız belli değil ve dış kapı kapalı… Zillerin üstünde yazılmış olabilir diye düşünüyorum ve haklı çıkıyorum Asiandelight B&B yazıyor. Bu otelde bir arkadaşımın kardeşi kalmış ve fiyatı çok uygun olduğu aynı zamanda merkezi olduğundan biz de tercih ettik. Çünkü daha önceden yer ayırttığımız ve gayet şık olan otel birden fiyatı 4 katına çıkardı ve son anda iptal etmek zorunda kaldık. Zile basıp yukarı çıkıyoruz iki odalı bu minicik otelin sahibi bizi karşılıyor geç kaldığımızı söylüyor. 3 odadan ikisi misafirler, birisi ise kendi için ayrılmış bize önce odamızı gösterip sonra girişteki holün nasıl mutfağa dönüştüğünü anlatıyor. Kahve, tost makinesi italyan tarzı kahvaltılıklar orada duruyor iç dekorasyonu doğu havası estiriyor. Odaya eşyaları bırakıp anahtarları alıyoruz biri apartman kapısının diğeri dairenin sonuncusu ise odanın anahtarı. Kendimizi Roma sokaklarına bırakıyoruz.
17:30; ilk gideceğimiz nokta otele en yakın yer olan S. Maria Maggiore kilisesi… Kiliseyi dışarıdan gördüğüm zaman içinin bu kadar büyüleyici olacağını tahmin etmemiştim. Gezeceğim ilk kilise olduğundan, benim Roma’da daha sonra göreceklerimin bir ön alıştırması gibi oluyor. Buranın ilginç bir hikayesi de var; 4 ağustos 352 yılında Papa Liberus rüyasında Hz. Meryem’i görmüş. Hz Meryem kendisine bu tepe üstünde bir kilise yapmasını söylemiş. Papa kiliseyi tam olarak  nereye yapacağını sorduğunda ise ” karın yağdığı yere yapmalısın ” diye cevap vermiş Hz. Meryem. Aylardan Ağustosmuş, hava ise oldukça sıcakmış. Papa uyandığında rüyasına bir anlam vermeye çalışmış. Pencereden dışarı baktığında ise kar yağmaya başladığını görmüş, yağan kar ile kilisenin nereye yapılacağı netleşmiş. Bu alana kilise yapılmış ve   her yılın 5 Ağustos günü  olay anılmaya başlanmış. Bu anma törenlerinde  günün ortasındaki ayin sırasında tavandan, karı temsil eden beyaz gül yaprakları atılılıyormuş gece yarısı yapılan ayinde ise itfaiye kilisenin önünde yapay kar makinesi ile kar yağdırıyormuş…

Kilisenin içinde Napolyon’un kız kardeşi Pauline Bonaparte’nin mezarı var. Aynı zamanda 9. Papa Pius’un diz çökmüş heykelinin arkasındaki sandıkta ise İsa’nın bebek karyolasının parçaları olduğu söyleniyor. Biz gittiğimiz de kilisede ayin vardı bu nedenle çok rahat dolaşıp fotoğraf çekemiyoruz ama ayinin bir kısmında Halaluya diye bağırmaya başladıklarında onlara eşlik ediyoruz. Ayin sonunda Peder ayine katılanların ağzına bir parça ekmek veriyor, sanırım bir şekilde kutsanmış oluyorlar böylece…Etrafa bakınmaya devam ediyorum, kilisenin tavanı inanılmaz güzellikte altın sarısı süslemelerle kaplı iki şapeli arasında büyük sütünlarla ayrılmış bir  bölümü var burada kilise sıraları var orada oturup dua edebiliyor gelenler.

Duvarlardaki heykeller ve  süslemeler göz alıcı güzellikte. Sürekli yukarı bakmaktan mı içerinin havasından mı bilinmez ama bir süre sonra insanın başı dönüyor. İçeride uzun bir süre zaman geçiriyoruz daha sonra kilisenin önünde mermer merdivenlerde oturup etrafı seyrediyoruz. Hemen önümüzdeki meydanın adı Piazza Dell Esquilino, burada ortasında fıskiyesi olan  bir havuz var. Havuzun kenarında bir sürü güvercin su içiyor ve hemen arkasında ise büyük bir mermer parçasının üstüne oturtulmuş sütun var bu sütunun üstündeki siyah heykelde kucağında sanırım İsa bebek olan Meryem tasvir edilmiş.  Havuzun basamaklarında turistler oturmuş  bizde durup kiliseyi seyrediyoruz ve  burada fotoğraf çekiyoruz.

Güneş biraz sonra batacak ve ben hava kararmadan önce Piazza Della Repubblica’ ya (Cumhuriyet Meydanı) gitmek istiyorum. Via Torino’dan yürüyerek bu meydana çıkıyoruz. Bu arada Via İtalyancada cadde, Piazza ise meydan anlamına geliyor.  Bu terimleri çok sık duyacağınızdan önceden bilmekte fayda var. Aklıma geldikçe diğer terimleride yazmaya çalışacağım. Repubblica meydanı yarım kavis şeklinde iki büyük binadan  ( ki bu binalar otelmiş kitapta öyle yazıyor ) oluşan bir yer diyebiliriz. Her zaman ki gibi ortasında havuzu, fiskiyeleri olan çeşmesi de mevcut. Bu çeşmenin adı Fontana delle Naiadi,  içinde ağzından sular fışkıran deniz canavarları, su perileri olan heykeller var. Hava biraz kararmaya başladığından ışıklar yanıyor ve havuzun aydınlatmasıyla bu heykeller daha da korkunç görünmeye başlıyor.  Havuzun çevresinden dolaşan arabalar burada bir trafik yaratıyor ama otellerin dış cephe ışıklandırması sayesinde ortam  çok daha güzel görünüyor. Sokaklar, binalar gerçekten çok güzel ışıklandırmış insanlar bu renkli ortamda birbirlerine gülümseyerek bakıyorlar.

Havuzun kenarında oturup etrafa bakıyorum, yolun karşısında Santa Maria Degli Angeli bazilikası gözüme çarpıyor bende o tarafa doğru yürüyorum. Michelangelo, ölmeden 1 sene önce 1563 senesinde Diocletian hamamlarının kalıntıları üzerine bu kompleksi tasarlamış içinde bir de güneş saati  mevcut, özellikle öğle vakti gün ışığı tam saatin üzerine geldiğinde güneş saati en güzel şekilde görülüyormuş. Biz oraya vardığımızda malesef kapıları kapanmıştı oysaki içeri girip görmek istediğim önemli yerlerden biriydi. Burayı da gördükten sonra çok yorgun olduğumuz için geri dönmeye karar veriyoruz geldiğimiz sokaklardan geçiyoruz.

21:00 Yol üstünde bir dondurmacı görüyoruz bar sandalyeleri dondurma külahı şeklinde içinde çok sevimli, içeride ise onlarca çeşit dondurma var. Dondurmalar külah yada ufak kaplarda satılıyor 2-5 euro arasında fiyatları değişiyor. Kurabiyeli, şeftalili, kivili, muzlu, sütlü, kavunlu ve aklınıza gelecek bütün meyvelerden yapılmış ve inanılmaz lezzetli. Bu dükkanda yediğim dondurmanın tadını diğer dükkanlarda bulamadım malesef. Yüzlerce çeşit dondurma Roma’nın sokaklarında karşınıza mutlaka çıkacak. Blue Ice’da bunlardan en meşhuru, bana göre ise ilk yediğimiz yer en güzel dondurmayı yapan yerdi. Dondurmamızı yerken yol üstünde sahaflar görüyoruz, kitap bakmak için yaklaşıyoruz ama Adult içerikli yayınlar görüyoruz, insanlar çok rahat alıp inceleyip yerine koyuyorlar. Biz yeniden S. Maria Maggiore kilisesinin önüne geliyoruz bu arada akşam olmuş hava oldukça kararmış durumda. Sokaklar birden tenhalaşıyor, Roma ve hırsızlık konusunda çok şey okuduğum için çok fazla oyalanmadan biraz daha fotoğraf çekip otele dönüyoruz.

 Fotoğraflar için OBJEKTİFİMDEN sayfasına git…

Yazıyı paylaşın