Gezente.com

Colosseum macerası…

Collessium

7:20; Bütün gece yağmur yağıyor ve beni uyutmuyor.  Sabah erkenden uyanıyorum akşam çektiğim fotoğrafları laptopa yükledikten sonra kahvaltı yapmak için birşeyler hazırlıyorum. İstanbul’dan çantama Nutella, fıstık ezmesi vs koymuştum onları çıkartıyorum. Mutfak haline getirilen hole çıkıp yemek için neler var bakıyorum; paket içinde kuruvazan, marmelat çeşitleri, çikolatalar , poşet çay ama bitkisel çaylar hiç damak tadıma göre değil ve genellikle bisküvi tarzında yiyecekler ve ekmek var bir Türk için hayal kırıklığı tabiki… İtalyanlar sabah kahvaltı yapan bir millet değil ne yazıkki. İşlerine gitmeden yol üstünde bir cafeye uğrayıp ayakta aldıkları kahve ve kuruvazanı yürüyerek yiyor ve buna kahvaltı diyorlar. Eğer benim gibi sabah kahvaltı keyfi sevenlerdenseniz kesinlikle gelirken yanınızda kolay bozulmayacak ama burada sizi idare edicek birşeyler alın derim. Kahvaltıdan sonra hazırlanıp dışarı çıkıyoruz hava biraz serin ama güneşli. İtalyada hava çok değişken, her an durduk yere yağmur yağabilir ve hemen arkasından çıkan güneş sıcaklığı ile sizi kavurabilir. Biz kaldığımız süre boyunca her gün dışarı çıkarken çantamıza şemsiye ve üstümüze giyecek hırka tarzı birşeyler aldık. Gün içinde nerede üşüyeceğiniz hiç belli olmuyor çünkü.

9:00; Bu sabah ilk işimiz Roma Pass satın almak. Roma Pass denen kart  Roma’da ulaşım için kullanılan bir kart aynı zamanda iki müze ve ören yeri girişi içeriyor. 3 günlük metro, otobüs ulaşımı sınırsız… İşe yarar bir kart olduğunu düşünüp satın almak için Roma Pass’ın satış noktalarından biri olan  Termini tren istasyonuna gidiyoruz. İstasyonun hemen dışında onlarca insan bir köşeye kıvrılmış uyuyor, yanında çantaları bavulları var belli ki gece geceyi geçirecek otel paraları yok kıyafetlerine bakıyorum gayet normal görünüyorlar bir anlam veremiyorum. Yola devam ediyoruz, yalnız oraya vardığımızda çok kötü bir süpriz bizi bekliyor Roma Pass sold out yazıyor. Ufak bir şok yaşıyorum o ana kadar var olan kart sanırım tamda biz gittiğimizde artık satılmıyor. Bir süre napalım diye düşünüyoruz çünkü Colesseum’a bu kart sayesinde sıra beklemeden direk giriş yapmayı umuyorduk. Metroya binmeye karar veriyoruz, burada da ikinci kötü süprizi yaşıyoruz jeton almak için çok uzun bir kuyruk var ve sıra bize geldiğinde şunu farkediyoruz; kağıt para otomatik jeton makinelerinde ne hikmetse geçmiyor oysaki makinenin üzerinde 20 euro ya kadar aldığı yazıyor. Eşim sen sırada kal ben para bozdurup geleyim diyor uzun süre bekliyorum  gelmiyor biraz endişeleniyorum sıradan çıkıp onun gittiği yöne doğru yürürken karşılaşıyoruz meğerse hiç bir yer para bozmamış napalım diye  düşünürken oyun makinelerinin olduğu bir yer görüyoruz burada para bozabileceklerini düşüyorum ve neyseki yardımcı oluyorlar. Metro 1 euro ve aldığınız bileti turnikede okuttuktan sonra 1 saat daha geçerliliğini koruyor. Bu arada metroya bineceğiniz alt katta da jeton alabileceğiniz bilet makineleri var ve burada genellikle sıra olmuyor üst katta kuyruk beklemektense buradan direk alabilirsiniz.
10:40; Metro hattı Linea A ve Linea B şeklinde ikiye ayrılıyor. Tabela üzerinde hangi hattın nereye gideceği yazmakta. Linea B yi takip ederek metroya iniyoruz trenin gelmesini bekliyoruz. Trenlerin üzerine grafiti yapılmış, renkler ve şekiller oldukça güzel görünmesini sağlamış. Metro hattı bakımsız  görünüyor tüneller de öyle, bizim yeni yapılan metro hatlarına alışkın gözlerimiz bunu biraz garipsiyor. Sanırım trenlerde eski olduğu için böyle rengarenk boyanıp güzel gözükmeleri sağlanmış. Trene biniyoruz ama hareket etmiyor birkaç dakika sonra İtalyanca anons yapılıyor herkes iniyor bizde iniyoruz tren boş hareket ediyor yeniden bekliyoruz başka bir trene binip Circo Massimo durağında iniyoruz çünkü ilk önce Caracalla hamam  kalıntılarını görüp ondan sonra Colesseum tarafına yürümeyi planlıyoruz. Haritada çok bakmamıza ve önümüzde görünmesine karşın o kadar tarihi eser arasında hangisi olduğunu anlayamıyorum ve zaman kaybetmeyip devam etme kararı alıyoruz. (Daha sonradan öğrendiğime göre önümüzde duran boş arazı meğersem hamam kalıntılarının olduğu yermiş, biz pek birşey göremediğimiz için anlayamamıştık) İleride Forum görünüyor ön tarafında kocaman bir arazi var burada öğrenciler koşuyor, futbol oynuyor çeşitli sporlar yapıyorlar. Eskiden bu alanda spor müsabakaları düzenlenirmiş bir nevi stadyum gibi düşünebilirsiniz ama şuan hamam kalıntıları dışında geriye bir iz kalmamış. Haritaya bakıyoruz en yakında Santa Maria in Cosmedin bazilikası var oraya doğru yürüyoruz.

Yolumuzun üstünde A Mazzini La Patria anıtı var. Bu anıtta bahsi geçen kişi Giuseppe Mazzini wikipedia dan aldığım bilgiye göre Yeni İtalya (Giovine Italia) adlı gizli devrimci örgütün (1932) kurucusu ve Risorgimento hareketinin önderi İtalyan vatansever ve devrimci. İtalyada bir çok yerde adına heykelleri dikilmiş önemli bir şahsiyet kendileri. Anıtın üstündeki heykeller çok ilginç burada ufak bir fotoğraf molası veriyorum o sırada ilerdeki bir bankta yatan evsiz dikkatimi çekiyor yanında kediler dolaşıyor o ise umursamaz bir tavırla uyumaya devam ediyor. Hayat aynı anda herkese nasıl farklı davranıyor diye düşünüyorum…

12:10; Santa Maria in Cosmedin bazilikasına varıyoruz kiliseye oranla büyük bir çan kulesi var. İçeri giriyoruz girişte para vermiyoruz kilise girişinde askılı giymek -şort giymek yasak yazıyor zaten hemen omuzlarımıza örtmemiz için şal uzatıyorlar. Kilise çok sade, açıkçası daha fazla şey görmeyi umuyordum bir görevli yanımıza yaklaşıyor 1 euro bağış yaparsak alt kata inebileceğimizi söylüyor tamam diyoruz ne varmış bakalım, kısa sütunlardan oluşan daracık bir yol sonunda Meryem ana tasviri var sanırım burası mezarlık. İtalyanca yazdığından kim olduğunu pek anlamıyorum. Burası da bana bir hayal kırıklığı yaşatıyor, dışarı çıkıyoruz kapı önünde bir kuyruk var herkes yalan söyleyenlerin elini yuttuğuna inanılan Boca della Verita (Gerçeğin Ağzı) denilen kanal kapağının önünde fotoğraf çektiriyor. Vakti zamanında bu rögar kapağı olarak kullanılırmış sonra sökülüp buraya getirilmiş.  Eskiden çiftler  gelip elini heykelin ağzına sokarak dürüstlüklerini sınarlarmış. Aynı zamanda devlet hakkında atıp tutanlarıda getirip sorgu yaparlarmış yalan söyleyenin elinin koptuğunu düşündüklerinden kimse devlet için kötü söz söylemezmiş. İlginç bir hikaye. Bizde japon turistlerin arkasından heykelin ağzına  elimizi sokup klasik pozu veriyoruz. Bu arada her yer uzak doğulu kaynıyor ve çok fazla Türkle karşılaşıyoruz İtalya seyahati boyunca her sokakta her yerde bir Türk’e rastlamak mümkün, Roma’nın yerlisi 1 milyon ise ayda 7 milyon turist geliyormuş Roma’da İtalyandan çok turist var büyük çoğunluğu ya uzak doğulu yada Türk. Kendimi kesinlikle İstanbulda gibi hissediyorum çoğu ile ayak üstü sohbet edip nereye gideceğimizi falan konuşup birbirimize tüyo veriyoruz.

12.54; Colosseum’un önündeyiz sandviç yiyoruz ve dinleniyoruz. Yarım saat dinlendikten sonra bilet almak için kuyruğa giriyoruz, kuyruk uzun ama beklemediğim kadar hızlı ilerliyor ve bilet alıyoruz. Kişi başı 12 euro, bu bilet ile aynı zamanda Forum ve Mostra’ya da girebiliyorsunuz o nedenle biletinizi saklayın. Turnikelerden geçtikten sonra merdivenlerden yukarı çıkıyoruz. Burada kapalı tarafta müze kurulmuş çeşitli heykeller vs sergileniyor ilgimi çeken şeylerden biri  mermerin üzerine kazınmış duello yapan iki gladyatör tasviri oluyor. Müzeyi hızlıca turlayıp bu dev arenanın içine yöneliyorum. Manzara şahane kendimi birden Gladyatör filminde gibi hissediyorum. 2000 yıllık amfitiyatro gerçekten büyüklüğü ile insanın başını döndürüyor. Tarihi bir kaç bilgi vermek gerekirse; İlk adı Flavian amfitiyatrosuymuş M.S. 72 senesinde imparator Vespasian Neron’un adını yaşatmak için büyük bir amfitiyatro yaptırmaya karar vermiş  Colessum’un yapılmasına karar verilen Domus Aurea (Altın ev) denen yerde daha önceden Neron kendisine  şehir içinde bir taşra büyüklüğünde koyunların otladığı, üzüm bağlarının olduğu dev bir alan içinde muhteşem bir villa yaptırmış, duvarları fildişi kaplı ve altın kaplama, değerli taşlarla bezeli bir villa… Neron öldükten sonra yönetime gelenler buranın masrafını karşılayamadıklarından duvardaki mermerleri, altın sarısı işlemeleri vs söküp alanı toprakla doldurmuşlar Vespasian’da buraya  hamamlar, çeşitli yapılar ve Colesseum’ u inşaa ettirmiş. Şuanda Colesseum’un girişinde kocaman Neron yazısı yazmakta. Colesseum içinde görüş açısı en güzel olan yerde İmparator ve ailesi daha alt katlarda ise sınıflarına göre halk otururmuş. Dövüşlerin yapıldığı alanın zemini tahta ile kaplı ,onun üzerinde kanı geçirmemesi için çadır bezi ve onun üstünde ise kanı emmesi için kum dökülmüş. Alanın hemen altında ise labirent şeklinde geçitler var buradan aynı anda farklı kapıdan giren kral veya halk  tabakasından biri yürürken asla diğeriyle karşılaşmazmış. Bu labirentlerin sonu kapaklı asansörlere açılıyor hayvanlar yada köleler dövüştürülmek üzere bu asansörlere bindirilip dövüş alanına çıkartılıyor ve kapaklar aniden açıldığında sanırım neye uğradığını şaşıran aslanlar direk kölelerin üstüne atlıyor böylece dövüşler başlıyormuş. Şuanda bu alanın yarısı tahta ile kaplı diğer yarısı ise alt katı görmek için açık bırakılmış durumda. Muazzam büyüklükte bir yer 60 bin kişilik oturma ve 10 bin kişilik ayakta  izleme kapasitesi olan insanın içinde kendini çok küçük hissettiği bir yapı. Alt kata da inip labirentlere daha yakından bakıyoruz, biraz dinleniyoruz. Dolaşmaya devam ediyoruz zaman  çok hızlı geçiyor buradan ayrılıp Forum’a gitmeye karar veriyoruz.

15:15; Forum bir kaç dakikalık mesafede biletleri okutup turnikeden geçtikten sonra su içmek için çeşme buluyoruz. Roma’da her çeşmeden su içilebiliyor ama buna  karşın şişe su 2 euro ya satılıyor. İlk aldığınız su şişesini atmaz yanınızda saklarsanız diğer çeşmelerden rahatlıkla doldurup içebilirsiniz. Giriş kapısının az ilersinde wc mevcut elinizi yüzünüzü yıkayabilirsiniz. Uzun bir yürüyüş alanı bizi bekliyor ama bu noktada bir çok yön gösteren tabela var ne tarafa gitsek diye bir süre düşünüyoruz.  Palatine Tepesinde karar kılıyoruz okların gösterdiği yönde ilerlerken su kemelerinin altından geçip çeşitli kalıntıların arasında yürümeye devam ediyoruz tepeye tırmandıkça şehri yukardan izlemenin tadına varıyoruz. Fırsat bulduğumuz heryerde durup şehrin tepeden görüntüsünü izliyoruz. Palatine tepesinde şehrin en eski kalıntıları mevcut Casa di Augusto (Augusto’nun evi) aklımda klan yerlerden biri bunun gibi bir çok ev  kalıntısı tiyatro kalıntısı vs görmek mümkün.. Rough guide kitabını açıp bu bölge ile ilgili yazıları okuyarak gezmeye devam ediyorum. Palatine tepesinden Forum alanına çıkıyoruz burasıda Efes’e benzettiğim kalıntıların olduğu bir yer. Forum’un hemen çıkışında Constantine kemeri var bu kemer şehre girişin olduğu kapıymış eskiden. Constantine M.S. 4. yy da  adına  yapılmış şehre bu kapıdan büyük bir heybetle girermiş. Kemerde kullanılan  bazı mermerler Hadrian tapınağından alınmış Hadrianın Antinous ile nişanlandığı anı tasvir ediyor; yuvarlak halka şekilleri nişan halkasını temsil ediyor onun içindeki tasvir ise nişan teklifinin yapıldığı av sahnesinden parçalar…Tarihçiler farklı anıtlardan mermerlerin sökülmesiyle yapılan kemeri incelediklerinde sanatın o dönemlerde bozulmaya başladığını artık sanatçıların yeni eserler yapmak yerine herhangi biryerde kullanılan güzel mermer işlemelerini alıp kendi yapıtlarında kullanmaya başladıklarını sanatın bu dönemde şaşasını kaybettiğini söylüyorlar.

18:30; Forum’dan çıkıyoruz yorgunluktan ölmek üzereyiz çok acıktık biraz oturup yol kenarında dinlendikten sonra hemen ilerde Vittorio Emanuel anıtını görüyoruz. 19. yyda kurulan İtalyan birliğinin anısına yapılmış olan bembeyaz bir anıt. Roma’nın heryerinden görülebilme özelliğini taşıyor. Nereden bakarsanız bakın mutlaka bu yapının çatısını yada bir köşesini görüyosunuz. İçinde müzesi var, ayrıca çatısına çıkıp Romayı bambaşka bir manzaradan izlemek için asansörü var. Biz gittiğimizde ziyaret saati bitmiş kapılar kapanmak üzereydi içeri giremedik. Dışarıdan fotoğtaf çekmekle yetindik. İtalyanlar bu anıt için ‘Onu göremeyeceğiniz tek manzara  anıtın kendisidir’ derken demek istediklerini şimdi anlıyorum.

19:40; Rotamızı Piazza Navona’ya çeviriyoruz orada yemek yemek niyetindeyiz.  Yolumuzun üstüne Campo di Fiori (çiçek tarlası) çıkıyor bu meydan gündüzleri kurulan sebze, meyve pazarı ve çiçekçileri ile meşhur bir yer. Meydanın ortasında bir de heykel var. Yola devam ediyoruz ve sonunda Piazza Navona’ya geliyoruz burası çok renkli bir yer, meydanda sokak sanatçıları, ressamlar, barlar, restorantlar mevcut akşam saatleri  en kalabalık olduğu saatlermiş. Meydanın sonunda Fontana dei quattro Fiumi ( 4 nehir çeşmesi) Nil, Tuna, Ganj, Plate dünyanın en büyük 4 nehrini simgeleyen bir çeşme var. Havuzun ortasından yükselen heykellerin üzerinde Mısırdan getirtilen obelisk var…

20:15; Akşam yemeği için kendimize yer bakıyoruz Türkçe menüsü olan bir restorantta karar kılıp oturuyoruz. Garsona domuz eti içermeyen pizza önermesini istiyoruz içinde et, salam olan herşeyde var diyor. ” No maile ” derseniz domuz eti yemek istemediğinizi belirtmiş olursunuz. Garson Müslüman mısınız diyor evet diyoruz sipariş ettiğimiz colayı dökerken besmele çekiyor ve gülerek bende aslında müslümanım domuz eti yemem ama bira içerim bira güzeldir lıkır lıkır içerim diye taklit yapıyor baya gülüyoruz. Ben vejeteryan bir pizza seçiyorum primavera (mozerella peyniri, domates sosu, yeşil biber, patlıcan, domates, kabak dilimleri ) eşim ise içindeki jambonu çıkarmaları şartı ile capricciosa ( mantar, zeytin, yumurta, domates sosu) seçiyor. Pizza porsiyon 11 euro cola 5 euro. Birde daha önce Brushetta isimli bir aperatif alıyoruz genellikle çorbalarla alınan kızarmış baget ekmekleri üzerine sürülmüş zeytin yağı kekik karışımlı bir yiyecek isterseniz ekmek üstüne domates , seytin ezmesi gibi farklı çeşitlerde sipariş verebilirsiniz biz sırf denemek için 3 çeşit alıyoruz.

Burada yediklerim pek güzel değil daha sonra çok daha güzelini aşk çeşmesinin yakınındaki restorantta yediğimden bunu sonra anlıyorum. Hava soğumaya başladığından üşüyorum yemekten sonra biraz daha oturup otele dönmeye karar veriyoruz. Geldiğimiz yönden çıkıp Via del corsa ya çıkıyoruz buradan Termini’ye giden otobüsler var bilet makinesinden 1 euroya bilet alıp otobüse biniyoruz. Otobüse bindikten sonra içerideki makinede bileti okutmanız gerekiyor. 1 saat içinde başka bir otobüse başka bir otobüse binmek için aynı bileti kullanabilirsiniz.

 Fotoğraflar için OBJEKTİFİMDEN sayfasına git…

Yazıyı paylaşın